Bu kitabı okurken şahsen çok hoşlandım ve duygulandım. Neden mi? Nedeni şu: hani Bulgarların bir sözü vardır “izpipano” dedikleri. Türkçesi “rafine edilmiş”, inceltilmiş, süzülmüş, gereksiz fazlalıklar atılmış ve tabir yerinde ise eser bir nefeste okunacak kıvama getirilmiş. Bunda pek tabi ki yazarın mahareti söz konusu…
Sait Arkan, Diyarbakırlı bir Şumnulu. “Bunu da ilk defa duyuyoruz” der gibisiniz. Yazarın babası 1937'de 4 yaşında, annesi 1939'da o da 4 yaşında Bulgaristan'dan Türkiye’ye göç etmiş. 1960'ta Diyarbakır'da göçmen bir ailenin Türkiye'de doğan birinci kuşaktan çocuğu. Şu anda Muğla'da yaşamını sürdürüyor.
İnsanlarda eksikliğini en çok hissettiği iki kavramı iki kızına isim yapmış: Saygı ve Sevgi...
“Bir kitaplara sığındım, bir de türkülere...” diyen Sait Arkan 1937 göçmeni halası Hürmüz Meriç temel kaynağı olmak üzere bu anı kitabı yazmıştır.
Giriş bölümünde kısaca “göç” tarihinden ve kitapta izlediği yöntemden bahsettikten sonra önce “Bulgaristan’daki Kökenleri”ni araştırmaktadır. Hürmüz Halası “Bulgaristan’da bize Abbalı derlerdi. Şumnuluyuz biz, ilçemiz Yeni Pazar, köyümüz ise Abbaydı” dediğini aktaran yazar yaptığı araştırmalar sonucunda bu köyün bugün Pliska olduğunu tespit eder. Anne tarafı ise Karamanlı yani Varna’nın Karamanite köyünden imiş. İlerleyen sayfalarda dedesi Recep ve babaannesi Ayşe ile onların 6 çocuğu tanıtılmaktadır. Bu çocuklardan Salim ileride yazarın babası olacaktır.
Sait Arkan’ın dedesi Recep, Balkan Savaşlarına katılmış ve Yunanlılara esir düştükten yıllar sonra evine dönebilmiştir. 1,5-2 yaşında iken bıraktığı kızı, karı-kocanın evin içinde oturduğunu görünce “Anaaa! Bu adam da kim? Nasıl alırsın elin adamını eve!” diye bilmeden feryat etmiştir.
Hatıratın üçüncü bölümünde kitaba adını veren olay yaşanır. 22 Mayıs 1937 günü