İnsan bazen ağladığını bile fark etmez; sadece içi sessizce çöker. Geceler uzar, düşünceler ağırlaşır, suskunluk bir alışkanlığa dönüşür. Kimseye anlatamadığı şeyler birikir içinde; yarım kalan cümleler, yutulan öfkeler, ‘önemli değil’ denilip geçilen kırgınlıklar… Gözyaşı o an gelir; bir patlama gibi değil, sızıntı gibi. Yavaş, karanlık ve utangaç. Çünkü insan en çok, güçlü görünmeye çalıştığı yerde yorulur. Ağlamak, karanlığa yenilmek değildir; karanlığın içinde hâlâ bir şeylerin canının yandığını göstermektir.