“… ortada dağınıklık, bir araya getirme, zorlama, çat lama, beklenen belirsiz bir arzu ve harekete geçirilmiş ve beklen- mekte olan bir hırs vardır. Ya ümit vardır ya da ümitsizlik! He ikisi de nefse zor gelmektedir.”
“Varlığın hakikati yokluktan gelmektedir. Sen artık, varlığın has ve taze iyilik olduğunu, yokluğun ise sırf kötülük olduğunu anlamışsındır. Yine var olan her kötülüğün iyilikle karışık ola- rak düğümlü olduğunu öğrenmişsindir. Varlığı kaybetmekten da- ha büyük bela mı vardır? Varlığın yokluğundan daha kötü bir şey mi vardır? Madem senin varlıkta bir resmin/suretin vardır ve senin bir de ismin vardır, sen iyiliğin en iyisine nail olmuşsun demektir. Onun karşılığındaki kötülüğü senden düşürür. Zira sen bir şeyin değerini ancak zıddıyla bilebilirsin. Tıpkı tehdidinin gürültüsünü ancak onun vadettiğinin lezzetiyle bildiğin gibi.”