“İnsanlık alemi içinde ne uşak olmayı ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıyım...”
“Varlığım Türk varlığına armağan olsun”
Coronanın daha ölümcül daha tehlikeli bir senaryosu
"Kızıl Veba"
Evet belki de böyle diyebiliriz. Corona zamanlarında duran sosyal hayatı, kısıtlanan dünyamızo, durma noktasına fgelen ilişkilerimizi düşünürsek belki de Kızıl Vebanın ufak bir sürümününü yaşadıl gerçek hayatımızda.
Jack London'un 1912 yılında yayımlanan romanında 100 yıl sonra yani 2013 yılında yaşanan bir salgından bahsediliyor. Anlatım salgından kurtulan bir edebiyat profesörünün ağzından 2073 yılında anlatılıyor.
Coronayı yaşamamış olsaydık belki de bu kadar etkileyici olmayacaktı bu kitap ama kitabı okurken eve kapandığımız o günler ve yaşadıklarımız gözlerimin önünde canlandı belki ilerde birgün bu kitapta anlatılanlar... Neden olmasın ki...
Ayrıca London insanlığımızı da öyle güzel tasvir etmiş ki, insanın içindeki en güçlü duygunu "BEN" olduğunu ve şartlar oluştuğunda artık tek duygunun yaşamak olduğunu ilkel benliğimize vahşi duygularımıza geri döndüğümüzü bakon nasıl anlatıyor (Yağmacılar tarafından dükkanı ateşe verilen bir bakkal için) ... "Bakkal sahibinin yardımına gitmedim. Böyle şeylerin vakti geçmişti. Uygarlık çöküyor ve artık herkes kendisi için yaşıyordu."
Evet Kızıl Veba öyle bir salgın ki uygarlığı, binlerce yıllık birikimi teknolojileri ve hatta harfleri cümleleri bile siliyor yeryüzünden ve insanlığı sıfır noktasına geri getiriyor.
Satırları okuduğunuzda zihninizde sanki bilim kurgu filmi izliyormuşsunuz bir gibi akıp gidiyor. Bu kitapta medeniyetin, toplumun bir olay karşısında nasıl ilkel topluma geri döndüğü üzerine bir kurgu var.
Dedik ya insanlığı sıfır noktasına geri getiriyor bende kitaptan alıntıyla bitirmek istiyorum
"İnsanoğlu uygarlık yolunda ki kanlı ilerleyişine başlamadan önce, ilkelliğin karanlığına giderek daha çok batmaya mahkumdur. Sayımız artınca ve herkese yer