Kişi, bazen tutkunun kendisine tutkun olabilir. Bu tarz olayların yansımalarına gündelik hayatta ya da edebiyat dünyasında rastlayabiliriz. Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gollum karakteri bu tarz bir olayın vücut bulmuş hali gibidir. Gollum yüzüğe sahip olmak için elinden geleni yapar ama yüzükle yapmak istediği hiç bir şey yoktur. Yüzüğe sahip olduktan sonra gidip bir dağ başına inzivaya çekilir. Yani gücü elde etmek ister ama elde ettiği güçle hiç bir şey yapmak istemez. Kitabın yazarı Tolkien, Gollum karakterini oluştururken belki de çevresindeki ihtiyarlardan esinlenmiştir. Benzer şekilde ihtiyarlarda belli bir vakitten sonra sürekli para kazanmak isterler ama kazandıkları parayla yapacak hiç bir şeyleri yoktur.
Öte taraftan Gollum Sendromuna Lacancı dürtü kavramıyla da yaklaşmak mümkündür. Lacan'a göre, bir dürtünün amacı tatmin olmak değildir. Kendisini yeniden üretmektir. Bunu deniz suyu içen bir insanın daha çok susamasına ve susadıkça daha çok deniz suyu içmek istemesine benzetebilirsiniz. Gollum olayında dürtüyü yeniden uyandıran şey sahip olduğu yüzük değildir, başkalarının o yüzüğe sahip olma istediğidir. Yani sahip olunan ya da elde edilmiş bir şey, kişi de herhangi bir istek uyandırmaz. İsteği uyandıran şey, başkalarının da ona sahip olmak isteğini görmektir. Burada başkalarının arzusu, yada enerjisi diyelim, kişide yeniden bir arzu uyandırır. Buna gündelik hayattan bir bir örnek verecek olursak, vasatlaşmış ya da sıkıcılaşmış evliliklerde, karı koca birbirlerinde pek istek uyandırmazlar. Ne zamanki evliliğe üçüncü bir kişi dahil olur ve eşlerden birine sahip olmak isterse o zaman bu evlilikteki kadını ya da erkeğin eşine olan arzusu yeniden artar. Bu olayın tersi de doğrudur. Dolayısıyla elde edilmiş şeyler, kişide arzu uyandırmazlar. Arzuyu yeniden
“lk kez kanseri, kemoterapiyi, bacağımı kaybetme riskinin varlığını öğrendiğimde bile dolmamıştı gözlerim benim. Şimdi tutamıyordum kendimi. Tüm hayatımı elimden almaya çalışıyordu sanki. Saçlarım, özgürlüğüm, en güzel yaşım 19...Şimdi de doğacak çocuklarıma mı sıra gelmişti?
‘En çok istediğim şeyi benden alırsan sana yenileceğimi mi zannettin? Hayatımdan vazgeçeceğimi, öylece burada saatlerce ağlayayım sonra kemoterapi alırken güçsüz düşeyim ve hiç bir işe yaramasın öyle mi kanser? Ne kadar fazla alırsan o kadar fazla güçlü olurum. O kadar fazlaaa’ diye bağırırken gözlerimi açtığımda annemle Nazlı karşımda korkuyla bana bakıyordu. ‘Pes etmiyorum. Bir çocuk evlat edinip anne olabilirim ama hayatımdan vazgeçemem.’ dedim kararlılıkla.