Gelîyê Zîla’nın acılı inlemesi duyuluyordu ıpıssız ve sessiz Akbük Körfezi’nde. Sadece öfke ve acı değildi duyulan; mazlum insanın, kurdunun, kuşunun, bilcümle mahlukatının, ak ve buz gibi suların çağıldadığı derelerinin, rüzgarının kar ve yağmurunun çiçek açmış ağaç dallarının kar ilk erimeye başladığında baş veren allı morlu çiçeğinin güneşinin yıldızının da sesiydi kokusuydu duyulan.
Zannetmelerin eşiği var, eşitliği yok ama sonrası da var. Eşyanın tabiatı var, bir de tabiatın da eşyası var. Günler geçtikçe geçen bir şeyler var ve götüren şeyler de var. Hayat gitmekti, hep gitmekti. İlk başlangıçtan son ana kadar insan hep gider ve dünyayı da götürür. Gidenler, gidemeyenlerin kabusudur ve rüyasıdır, uyanmak lazım.
Ama insanın muhteşem tarafı budur; sil baştan yapmaktan vazgeçecek kadar umutsuzluğa veya tiksintiye kapılmaz asla… çünkü böyle yapmanın önemli ve yapmaya değer olduğunu çok iyi bilir.