Nora seed yaşamak için bir sebep göremediği bir zamanda kedisinin ölümünün üzerine intihar eder. Okurken sarsıldığım yer noranın kedinin ölmüş haline bakıp kıskanmış olmasıydı. Ölümü, kaygısızlık ve kurtuluş olarak algılıyordu. Kedisi kendisinin aksine kurtulmuştu. Kedisinin ölümü üzerine yazdığı yazı tam bir depresyon düşüncesi örneği.
Nora Seed ölümün eşiğindeyken birçok hayat deneyimleme fırsatını yakalamıştı. Nora seed seninle farklı bir bağ kurduğumu hissediyorum ve kitabın bitmesiyle ayrılmış olmak içimi burkuyor. Hepimizin pişmanlıkları, acaba şunu farklı yapsaydım hayatım daha iyi olur muydu, dediği şeyler vardır. Noranın her versiyonunu, her yaşamını farklı şekilde sevdim. Ama her yeni kitapta oradan çıkacağını bilerek bunun neyin sebep olacağı merakıyla okudum. Çünkü mükemmel hayat yoktur. Dışarıdan bakıp özendiğimiz hayatlar içinde zorlukları, hayal kırıklıklarını, öfkeyi, yalnızlığı, kalabalıklar içinde yalnızlıkları barındırıyor. Pişmanlıklarımızın ardına sığınıp hem geçmişi daha karamsar hatırlıyor hem de geleceğin ışığını matlaştırıyoruz. Bugünümüzle ne yapacağımıza odaklanmak, isteklerimiz için fırsatlar oluşturmaya çalışmak, olmuyorsa belki farklı şeyler denemek gerekiyor. Ve en önemlisi kendimize öfke beslememek. Başka bir hayat yok. Ama başka bir gelecek olasılığı var.
Kitapta istemenin aslında yoksunluk olarak değerlendirilmesi farklı bir bakış açısı kazandırdı. O hayatı, o insan olmayı değil de, o insanın hissettiği sevginin, ilginin, başarı duygusunun yoksunluğunu yaşıyoruz. Bu hayatımızda eksikliğini hissettiğimiz duyguya erişmek için önce yoksunluğumuzun farkına varmamız gerekiyor. Belki de şu gerçekleşse mutlu olurdum dediğimiz şeylerin bize mutluluk getirmemesi yoksunluğumuzun kaynağını farklı algılamamızdandır. Mutlu olmak ya da belirli bir