"Benim adım Orhan Pamuk. Türk edebiyatında ilk ve aynı zamanda Miraç Çağrı Aktaş ya da Beyza Alkoç gibi isimler alamazsa büyük ihtimalle tek Nobel Edebiyat Ödüllü yazarıyım, öyle kalacağım. Her şeyden önce modern roman anlayışı çizgisinde eserler yazmış, bu eserleriyle Dünya'da Nobel dışında da belirli ödüller almış lakin dilimin sivriliği ve değindiğim noktalardaki biraz haksız yaklaşımım için asla sevilmeyen, kıymeti bilinmeyen birisiyim. Eserlerimde Doğu-Batı çatışmasına, Sanat Tarihine, sonu iç burkan aşk hikayelerine ve sosyolojik tespitlere sıkça rastlayabilirsiniz. Bazı eserlerimde dilim ağır, bazı eserlerimde ise oldukça sadedir. Cevdet Bey ve Oğulları, Masumiyet Müzesi, Kar, Kırmızı Saçlı Kadın ve Kara Kitap önde gelen kitaplarımdandır. En iyi kitabım Kara Kitap'tır. Bundan daha iyi bir eser yazacağımı kendim bile düşünmüyorum.
Şu anda incelemesini okuduğunuz Benim Adım Kırmızı'da pek rastlayamayacağınız türden kitapların birisidir. Bu kitabım benim en renkli ve en iyimser romanımdır. Kitap bir cinayetle başlıyor, nasıl iyimser bir roman olabilir dediğinizi duyuyorum lakin nasıl olduğunu üstün romancılığımla göreceksiniz. Kitabın konusu ve içeriğine gelecek olursak ama orda durun, siz gelmeyin. Ben geleyim, size anlatayım. Siz okurları kitaptaki yoğun üslubumla zaten yoracağım, daha şimdiden yormayayım..
Kitabım 1591 yılının 9 günlük karlı bir kış dönemini anlatıyor ve olaylar İstanbul’da şekilleniyor. Kitabın ana olay örgüsü Kara ve onun teyze kızı olan Şeküre’nin aşkı etrafında dönse de asıl verilmek istenen mesajlar padişahın emri ile usta nakkaşların Frenk(batı) etkisiyle yaptıkları resimleri topladıkları bir kitap uğruna yapılanlar üzerinden veriliyor. Padişahın kitabı bitirmek ile görevlendirdiği “Enişte” kitapta bulunacak resimleri bitirdiği sırada bir