Zozan yiğit

Zozan yiğit
@ZozanG19
Kitapmedic
Paramedic
Mersin üniversitesi
Mersin
147 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı

Zozan yiğit

, bir kitap okudu
Puan vermedi·168 syf.·
2026 7. kitabı
Erkan Baş
8.9/10 · 300 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Spinoza’nın ünlü sözüne geliyor:” her belirleme olumsuzlamadır”.
ahlakiliğin ön şartı özgürlüktür. Eğer bir kurala zorla uyuyorsan, senin dışında bir neden seni uyduruyorsa bir kurala, kural önceden verilmişse ve senin içinde yer etmemişse bu kural, başka bir deyişle bu kuralı sen kendin koymamışsan, kendi davranış kuralını, kendin a priori olarak koymuyorsan ahlaki bir varlık değilsin, çünkü özgür bir varlık değilsin. Ahlakiliği mümkün kılan şey doğrudan doğruyu özgürlüktür.Kant’ın ,dolayısıyla bütün Aydınlanma düşüncesinin çerçevesi bundan oluşuyor.
Sayfa 153·Kitabı okudu
Spinoza olsa, "kötü bir duygudan iyi bir duygu çıkmaz," derdi. Oradaki bütün bu hak arama, işte bu resmi, baskıcı moralitas ın [ahlakın] kökenidir bir anlamda. Ikincisi, yine bahsetmiştik, Spinoza soruyordu ya, birisini öldürmem ne demektir? Bir eylem olarak niçin kötüdür Doğa açısından, Tanrı açısından kötü diye bir şey yok zaten; hiç kimseyi sevmek zorunda değil Tanrı bizim sevmekten anladığımız, insanların sevmekten anladıkları anlamda. çünkü neden sunmak zorunda değir.Doğanın düzleminde her şey apaçık diyelim. Kendi içerisinde hiçbir eylem ahlaki olarak iyi ya da ahlaki olarak kötü, güzel, iyi kötü çirkin değildir. Ama insanların bu düşünceye varmaları çok zordur; bunu nihai bir amaç olarak da söylemiyor Spinoza, bunu bir tür affectler rejimiyle, imgelerle oynayarak, fikirlerle oynarak kurmaya çalışıyor. Ethica öyle bir şey; en başta söylediğim, bu dersin yönelimi de o zaten. Bedenin gerçekleştirebileceği bir eylemdir birisini öldürmek, ve her beden, her vücut bunu en üstün doğal hakla yapar, diyor. Çünkü bu, bir bıçağı alıp, onunla belirli bir güç ilişkisine girip -Spinoza için her şey fiziktir- birisine saplamaktır. İşte annemi öldürüyorum, Neron mesela. Orestes ise babasını öldüren annesini öldürüyor, Klytaimnestra'yı. Bu iki fiziksel eylem aynı olduğu halde, insanlar birisine kötü birisine iyi diyorlar, bu ne demektir diye soruyor Spinoza. Niye öyle yapıyorlar acaba? Çözümlemesi de şöyle bir şey: Imgeler, bugün en başta söylediğim gibi karşılaştığımız, sokaklarda karşılaştığımız imgeler nötr değildir. Bizde neşe, keder, sevinç falan uyandırırlar çünkü başka duyguları ve zorunlu olarak daha önce görmüş olduğumuz başka imgeleri, görüntü imgelerini çağrıştırırlar. Orestes'teki çağrışım, imgesel çağrışım iyidir, çünkü Orestes in güçlerini artınır. Neron'daki
Sayfa 140·Kitabı okudu
Güz geldi Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. Yağmur ha yağdı ha yağacak. Hüznün bütün koşulları hazır. Dönelim… Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın. Olsun dönelim biz yine de. Evlere dönelim, yalnızlığımızın kalelerine dönelim.” Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür Hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe, yaşamın binlerce engel yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde? Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.” Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık, yanıt aramak adına. Bakıyorum, umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa, gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama… Değil mi yoksa?” Öyle büyük umutlarım olmadı benim,koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi beni avutmaya. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya, yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye.” Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür Hanım, şiiridir. Beni konuşmaya zorlama ne olur, sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye büyük bir sessizlik kaldı yüreğimde. Yalnızım Ömür Hanım, binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle? Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde ,öyle çok konuşuyorlar ki…bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? dilinden mi,yüreğinden mi,aklından mı,düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten ? Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada, söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki ? Olanağı olsa da