Bunun açıkça doğru olduğu bir durum, kapitalist gelişimin, geleneksel kolonyal sömürü biçimlerinden tutun da şimdi üçüncü dünyanın içinde yüzdüğü borç yüküne ya da üçüncü dünyadaki ucuz emeğin bugünkü "ulusal ötesi" şirketlerce sömürülmesine kadar, türlü çeşitli emperyalizmlerin ayrılamaz bir parçası olmasıdır. Kapitalizmin üretici kapasitesi ile yaşam kalitesi arasındaki çelişki, bugün, - varlık içinde yüzen Kuzey ile yoksulluktan kırılan Güney arasında büyüyen kutuplaşmada açıkça görülmektedir. Ama aynı çelişki ilerlemiş kapitalist ekonomilerin kendi içlerinde de görülmektedir. Tüm üretimin kar için yapıldığı bir sistemde, kaynakların ve emeğin paylaştırılması, elbette, olabildiğince çok sayıda insanın refahına yaptıkları katkıya göre değil, kârlılığa yaptıkları katkıya göre belirlenecektir. Toplumun üretici kapasiteleri, çok daha büyük bir olasılıkla, ödenebilecek bedellerle herkese insanca konutların temin edilmesine değil, sözgelimi, satın alabilecek parası olanlar için yeni model arabaların üretilmesine ya da pazara çıkar çıkmaz demode olacak biçimde tasarlanmış bilgisayarların üretilmesine ayrılacaktır. Bu nedenle, Marx, bütün üyelerine gıdą, giyim, konut, eğitim ve sağlık hizmeti sağlama kapasitesine sahip ABD gibi bir toplumda bile yine de yoksulluğun, evsizliğin, kötü beslenmenin, çoğu insanın karşılayamayacağı paralı sağlık hizmetlerinin ve birçok kişiyi işlevsel olarak okuyamaz-yazamaz durumda bırakan bir eğitim sisteminin yaygın olması karşısında şaşırmazdı. Böylesine eşitsizlikleri yapısında barındıran bir toplumda sözgelimi, sınıf sömürüsünün ve ırkçılığın birbirini pekiştirdiği derin toplumsal bölünmelerin olması da şaşırtıcı değildir.