Bir keresinde bir adam ayıya dönüp, olağan bir ses tonuyla:
"Biliyor musun?" der.
"Neyi?" diye sorar ayı.
"Çok pis kokuyorsun," der adam küstahça bir edayla.
"Bir çaresini biliyorum," der ayı, kendisinden beklenmeyen bir
soğukkanlılıkla. "Hemen şu baltayı al ve başıma vur."
"Yapamam," der adam öfke ve biraz da suçluluk duygusu ile.
Şaşırtıcı bir kararlılıkla, gözlerini iyice kısarak konuşur ayı: "Yapmazsan, seni
öldürürüm."
Korkudan iyice düşünemez hale gelen adam, bütün zamanların yol ayrımına
gelmiştir artık. Baltayı aldığı gibi öldüresiye ayının başına çalar. Yaralanan ayı
sendeleyerek, gözlerinde acı yaşlarla adama döner ve konuşur: "Seni tam bir yıl
sonra burada bekleyeceğim."
Derken, aradan tam bir yıl geçer ve adam ayının yanına varır. Ayının
iyileştiğini görünce hayli sevinen adam, ayının başını yoklar ve heyecanla
bağırır: "İyileşmiş, iyileşmiş!"
Ayı adama döner ve adamın sevincini yarıda keserek:
"Başım iyileşmesine iyileşti ama," der, "sözlerinin açtığı yara hâlâ kanıyor."
İnsan dünyaya geldiği andan itibaren "Ben" demesini öğrenmiştir; ancak aşktır ki insana "Ben" değil, "Sen" demesini öğretir; zira seven hiçbir ruh kendine varlık rengi veremez.