Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Ah'lar dünyası
Bazı insanlar şehirlerde yaşar, bazıları evlerde, bazıları ise yıllardır içlerinden çıkamadıkları bir duygunun içinde. Ben uzun zamandır ah'lar dünyasında yaşıyorum. Haritalarda yeri olmayan, hiçbir trenin uğramadığı, hiçbir navigasyonun tarif edemediği bir yer burası. Sokakları yarım kalmış konuşmalarla döşeli, kaldırımlarında dönmeyen insanların ayak izleri var. Burada her köşe başında bir "keşke" oturur, her pencereden bir özlem dışarı bakar. İnsan yürüdükçe geçmişine rastlar. Bazen bir çocuğun gözlerinde kendi çocukluğunu görür, bazen bir yabancının sessizliğinde kendi suskunluğunu. Çünkü bu dünya, kaybettiklerimizin ve söyleyemediklerimizin kurduğu görünmez bir ülke gibidir. Ne kadar uzaklaşmaya çalışırsan çalış, akşam olunca yine aynı sokaklara dönersin. Benim ah'larımın çoğu bir insanın ardından değil, bir ihtimalin ardından yükseldi. Çünkü bazen insan sevdiği kişiyi değil, onunla kurduğu hayali kaybeder. Bir gün birlikte yürüneceğini düşündüğü yolları, birlikte bakılacağını hayal ettiği gökyüzünü, birlikte susulacağını sandığı akşamları kaybeder. Sonra geriye yalnızca gerçekle hayalin arasındaki o uzun mesafe kalır. İnsan birini kaybettiğinde ağlar belki ama bir ihtimali kaybettiğinde içinde sessiz bir mezarlık kurulur. Orada gömülü olan şey bir insan değildir; yaşanabilecekken yaşanamayan bütün hayatlardır. İnsanlar ah'ların yalnızca üzüntüden doğduğunu sanıyor. Oysa en büyük ah'lar çoğu zaman öfkeden doğar. Bir zamanlar seni sevdiğini söyleyen birinin ardına bile bakmadan gitmesine, yıllarını verdiğin şeylerin bir cümleyle yok sayılmasına, içindeki çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgiyi alamamasına duyulan öfkeden... Çünkü bazı yaralar kanamaz, bazı yaralar kızdırır. İnsan bazen ağlamaktan değil, öfkelenmekten yorulur. İçinde sürekli "Neden?" diye soran bir sesle
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
kalanların sesi
Gidenlerin çoğu, arkalarında bıraktıkları enkaza bakmadan anlatır hikâyelerini. Kimseye zarar vermediğini söyler, o kadar da acımasız olmadığını, kimsenin hayatını yıkmadığını... Çünkü insan, vicdanını rahat ettirecek bir köşe arar kendine. Aynaya baktığında gördüğü yüzün suçlu değil, yalnızca mecbur olduğunu düşünmek ister. Oysa giderken dönüp ardına bakmayanların dilinde hep aynı cümle vardır: "Daha fazla üzülmesin diye gittim." Kalırsam ona da bana da zarar verecekti derler. Fakat nasıl gittiklerini, hangi sessizlikleri geride bıraktıklarını, hangi yaraları açıklamasız bıraktıklarını unuturlar. Yürümeye cesaret edemedikleri yolların başında verdikleri sözleri de unutur insanlar. Birlikte çıkılan yolculukların ortasında yön değiştirdiklerini, bir zamanlar gözlerinin içine bakarak kurdukları hayalleri yarım bıraktıklarını da... "O an öyle hissediyordum" derler sonra. Sanki bir kalbin üzerine bırakılan sözler, hissin ömrü kadar kısa olabilirmiş gibi. Oysa bazı cümleler söylendiği anda yalnızca bugüne ait olmaz; geleceğe uzanır, umut olur, yuva olur. Sonra anlarız ki o sözlerin içinde bizim adımız hiç yokmuş. Aynı düşleri kurmak istemişler belki, ama başka ellerle, başka hayatlarda. Elbette her şey değişir. İnsan değişir, mevsimler değişir, duyguların yönü değişir. Hiçbir sevda aynı ritimde sonsuza kadar sürmez. Fakat değişmek, kırıp dökmeyi meşru kılmaz. Gitmek bazen kaçınılmazdır ama güzel gitmek de bir erdemdir. Çünkü bir insanın evini ateşe verip ardından "Ben zaten ateşi hiç sevmem" demesi, küllerin gerçeğini değiştirmez. Yanan duvarlar, is kokusunu uzun süre taşır. Giden unutsa bile, kalan o yangının sıcaklığını yıllarca avuçlarında hisseder. Belki de en büyük kırgınlık yapılanlardan değil, hiç yapılmayanlardan doğar. Bir çaba göstermeden vazgeçmekten... Daha
B.G.K.O Çobanspor
Eskiden büyüklerin yanında çocuk sevilmezmiş.Sevmek ayıp sayılmazmış belki ama göstermek eksiklik gibi görülürmüş. Erkekler duygularını saklar, kadınlar sevgilerini sessizce taşır, çocuklar ise kendilerine uzanacak bir elin gölgesinde büyürmüş. Ben biraz o zamanların çocuğu oldum. Bana hiç sevgi vermedin diyemem. Aksine, senin sevgini hep hissettim. Başımı okşayan bir elden çok, sırtımda duran görünmez bir dağ gibiydi sevgin. Varlığını biliyordum ama dokunamıyordum. Beni ne kadar istediğini, dünyaya gelmem için ne kadar dua ettiğini, benim için ne kadar emek verdiğini büyüdükçe daha iyi anladım. Şimdi düşünüyorum da, belki beni sarılamadığın kadar sevdin. Belki bana söyleyemediğin her güzel sözü içinde taşıdın. O yük seni de yordu biliyorum. Keşke zamanın yönünü değiştirebilsek baba. Keşke yıllar geriye doğru akabilse. O eski günlerden birine gidip küçük ellerimi avucunun içine bırakabilsem. Markete giderken elimi tutabilirdin mesela. Bir çikolata seçmem için önümde bekleyebilirdin. Yol boyunca anlamsız şeylerden konuşurduk. Belki bugün hatırlamayacağım kadar sıradan bir gün olurdu ama insan büyüdüğünde anlıyor; özlenen şeyler büyük anılar değilmiş, küçük mutluluklarmış. Şimdi dönüp baktığımda en çok onları özlüyorum. Çocukken o hastane odasında bana verdiğin kan dolaşıyor damarlarımda. Belki de bu yüzden kendime baktığımda seni görüyorum. İnsanlara çabuk inanışım sende var. Sevilmediğim yerlerde kalmak için gösterdiğim o anlamsız direnç sende var. Kırıldığım zaman içime çöken o sessizlik, o inat, o vazgeçmeyiş sende var. Beni ben yapan ne varsa, dönüp dolaşıp sana çıkıyor yolu. Ve biliyorum ki ben aynaya baktığımda sende kendimi gördüğüm gibi, sen de bana baktığında biraz kendini görüyorsun. Belki bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz, belki bu yüzden
Gökyüzü bazen ciğerime doluyor
Yaşandı :)

19.03

@Kradg27
·
“Bana iyi geliyorsun” diyen herkes tedavisi bitince taburcu oluyor aklınızda bulunsun