Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Nereden biliyorsun diye sorma, biliyorum işte
Şimdi anladın mı? Sevdiğin birinin seni görmemesi,duymaması ne demek… Ruhun ateşler içinde yanarken ve seni söndürecek bir damla su onun elindeyken sana uzatmaması ne demek… Anladın mı? Yoksa hâlâ o ateşin içindeyken sana yapılanı seçemiyor musun? Hala “belki sever” diye mi bekliyorsun,ne yapıyorsun güzelim… Kendini onun suskunluğuna mı emanet ediyorsun. Bak, bu bekleyiş sevgi değil; bu, kendini yavaş yavaş eksiltmek. Birinin sana bakmasını beklerken kendi ışığını söndürüyorsun. Oysa sen görülmek için çırpınacak biri değilsin. Sevmek, birinin seni yok saymasına razı olmak değildir. Sen onun kalbinde yer açmaya çalışırken,o kapıyı hiç aralamadı bile. Şimdi söyle bana… Daha neyi bekliyorsun? Bir mucizeyi mi, yoksa onun bir gün değişmesini mi? İnsanlar, görmek istediklerini görür. Ve o seni görmüyorsa, bu senin eksikliğin değil,onun seçimi. Ama sen,onun seçiminin içinde kendini kaybetmeyi seçiyorsun. İşte asıl kıran yer burası. Hadi artık… Kendine dön. Ateşten çıkmak için onun uzatacağı suyu bekleme. Sen kendi yağmurunu çağır. Çünkü bazı insanlar seni sevmez,sadece bekletir. Ve sen bekledikçe, onlar hiçbir şey kaybetme ama sen kendinden eksilirsin.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Beni neden sevmedin ?
Bugün bir olay beni çok mutlu etti, içimde sebepsiz bir bahar açtı sanki kalbim hafifledi,yüzümde uzun zamandır unuttuğum bir gülümseme belirdi. O anı saklamak istemedim sana anlatmak istedim,sesimin sana ulaşmasını, gözlerimin içindeki ışıltının senin gözlerinde anlam bulmasını istedim. İçimde taşıdığım o güzel duyguyu sana bırakmak için yaklaştım, kelimelerimi sana emanet etmek istedim… ama duvarlarına çarptım. Bugün birine çok sinirlendim, içimde kabaran öfke nefesimi daralttı; ne düşünsem geçmedi, ne yapsam dinmedi.Senin sesini duymak istedim, bir kelimenle içimdeki fırtınanın dineceğine inandım. Sana yöneldim, içimdeki karmaşayı sana bırakmak, biraz olsun hafiflemek istedim… ama sessizliğine çarptım. Bugün bir şey beni çok üzdü, kalbimin en kırılgan yerine dokundu; gözlerim doldu ama dökülecek bir omuz bulamadı. İnsan bazen sadece başını bir yere koymak ister, hiçbir şey söylemeden anlaşılmak ister. Senin dizlerin geldi aklıma, huzurun ve aitliğin sembolü gibi… Sana uzanmak, o tanıdık sıcaklığa sığınmak istedim… ama taşlara uzandım. Bugün anlatmak istedim sadece kendimi, ne eksik ne fazla; içimde birikenleri olduğu gibi, saklamadan, süslemeden… Belki anlaşılırım diye, belki bir parça görülürüm diye.Kelimelerim sana değsin istedim, içimdeki sessiz çığlık bir karşılık bulsun istedim. Sana yaklaştım, kendimi sana bırakmak istedim… ama gururuna çarptım. Seni çok sevmek istedim, korkusuzca, hesapsızca, içimde ne varsa olduğu gibi sana ait kılmak istedim. Her duygumu seninle çoğaltmak, her eksikliğimi seninle tamamlamak istedim. Sana doğru yürüdüm, kalbimi sana açtım, içimdeki sevgiyi sana vermek istedim… ama hep sevgisizliğine çarptım.
Bakalım kimin kıyametinin alâmeti bu sabahın Dördüne kadar edilen sohbetler..
Fav Narsistime..
Ben… onu sevdim. Adını her düşündüğümde içimde aynı yer sızlıyor, çünkü bu sevgi bir başlangıç gibi değil de, yarım kalmış bir hikâyenin içine düşmüş gibiydi. O ve ben… aynı cümlede buluşamayan iki ayrı dünya gibiydik. Ben ona yaklaşmaya çalıştıkça, o kendi içinde başka bir yere çekiliyordu. Yine de vazgeçmedim; çünkü ben sevdiğini insanı bırakmayı bilmeyen sadece sessizce yanında kalmayı tercih eden biriydim.. O, geçmişinden taşıdığı yaralarla vardı hayatımda. Ben o yaraları görmezden gelmedim; tam tersine, dokunmadan iyileştirmeye çalıştım. Ama hayatın tuhaf bir tarafı var… bazen iyileştirmeye çalıştığın şey, bir başkasının tutunduğu yer oluyor. Ve o, tüm o kırılganlıkların, tüm o içe dönük acıların içinde yine de seni seçti. Ben ise sadece izledim. Sessiz, yorgun ve biraz da çaresiz bir yerden. Belki de en çok orada öğrendim: sevgi, her zaman kalmayı seçmek değilmiş. Ve sen… ona sevmeyi öğrettin. Bunu bazen yumuşak bir dokunuşla, bazen de insanın içini sarsan yollarla yaptığını düşündüğüm anlar oldu. Hatta öyle anlar vardı ki, farkında olmadan ya da belki hayatın sertliğiyle, onu derin şekilde yaraladığına inandığım zamanlar… ama yine de bir şey değişmedi: onun içindeki duyguyu uyandıran, onu sevmenin ne demek olduğunu gösteren biri oldun. Ve ayrılık da bu hikâyenin bir parçası oldu, ağır ama gerçek. O yüzden, ne olursa olsun, bu hikâyeden birinin kalması gerekiyorsa, belki de en çok sen hak ediyorsun huzuru. Çünkü sen ona sevmeyi öğrettiğin gibi sevilmemeyi de öğrettin.Sevilmenin sadece bir sanmak olduğunu.Bu yüzden de bu hikâyeden mutlu ayrılması gereken kişi en çok sensin..
kendime ağıt
İnsanın içinde en sessiz başlayan şeydir umut; kimse onun doğduğunu fark etmez ama yokluğu bütün odayı değiştirir. Bir sabah pencereye baktığımda, eskiden orada duran o ince ışığın artık yerinde olmadığını gördüm. Sanki gece, sadece karanlık olmakla kalmamış, ışığın hatırasını da silmişti. Umut, insanın yarınla yaptığı gizli bir anlaşmaydı; bozulduğunda bugün bile anlamını kaybeder. Onu kaybettiğimde zaman düz bir çizgiye dönüştü, ne yükseldi ne düştü… sadece sürdü.Vay benim umudum,vay benim içimde usulca sönen ilk nefesim. Hayaller bir insan gibi ölmez; o, yavaş yavaş çözülür içimizde.Önce inanmayı bırakır, sonra beklemeyi… en sonunda sadece “zaten biliyordum” cümlesine dönüşür. Onun ölümü gürültülü değildir, aksine fazla sessizdir; bu yüzden en çok o acıtır. Çünkü sessizlik, bazen bağırmaktan daha ağırdır. İçimdeki hayaller öldüğünde geriye sadece “keşke” lerin boş sandalyeleri kaldı.Vay benim hayal kırıklığım,vay benim içimde defalarca gömülüp tekrar dirilen yanım. Gençlik bir sabah uyanıp gitmez; bir gün fark edersin ki artık koşmuyorsundur. Aynaya baktığında yüzün değişmiş değildir belki ama acele duygusu kaybolmuştur. İçimdeki gençlik, her şeye yetişeceğini sanan o bitmeyen enerjiydi; şimdi sadece geçmişe dönüp bakan bir yorgunluk kaldı. O gittiğinde dünya daha sessiz olmadı, sadece ben daha ağır duymaya başladım.Vay benim gençliğim,vay benim hiçbir şeye geç kalmayacağımı sanan kalbim. Sevgi,insanın içinde en çok yer kaplayan ama en zor fark edilen şeydi. Giderken kapıyı çalmaz, sadece evin ışığını biraz daha az yakar. Onun yokluğu bir boşluk değil, eksik bir doluluktur; her şey yerinde ama hiçbir şey tamam değildir. Sevgi çekildiğinde insan, dokunmadan da üşümeyi öğrenir. Vay benim sevgim,vay benim içimde kalıp hiç tamamlanamayan hikâyem. Güven bir kez