Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
üç ah'ın sessizliği
Bu dünyada üç kere ah çektiysem biri sanadır Seyyidhan Kömürcü demişti Mavi Çocuk.İnsan bazı sözleri o an anlamıyor kalbi büyüdükçe, acısı derinleştikçe çözülüyor düğümleri bazı cümlelerin.Şimdi anlıyorum ve dönüp baktığımda görüyorum ki, ben bu dünyada üç kere ah çektiysem, üçü de sanadır ey sevgili. İlki mesafelereydi… Bizi bir birimizden koparan o görünmez duvarlara, haritaların arasına sıkışmış çaresizliğe. Şehirler vardı aramızda geceleri başka yıldızların altında uyuduğumuz,sabahları başka gökyüzlerine uyandığımız yerler. Aynı anda yağan yağmurlar bile farklı ıslatıyordu tenimizi. Bir sokak lambasının altında yürürken, bir an sen de aynı ışığın altından geçiyorsundur diye düşünürdüm. Oysa bilirdim, ışıklar bile ayrı düşer bazen. Yanında olabilmeyi ne çok isterdim. Omzuna başımı yaslayıp hiçbir şey konuşmadan sadece var olmayı. Ellerinin sıcaklığını, kalbinin ritmini, suskunluğunun bile bana ait olduğu o anları… Ama mesafe, sadece kilometrelerle ölçülmüyormuş bazen insanın içindeki ulaşılmazlık en uzun yollardan daha keskin bir ayrılık çizermiş. İkincisi, beni sevdiğine inandırıp gitmeneydi… İşte bu, en ağır olanıydı. Çünkü insan bir yabancının gidişine üzülmez ama umut verip gidenin ardından içinden bir şey kopar. Sen bana “sevdim” dedin ya, ben o kelimeyi içimde bir yuva gibi kurdum. Her harfine sığındım, her hecesinde yeniden doğdum. Senin sevgin, benim için bir mucize gibiydi sanki dünya ilk kez doğru dönüyordu... Zatının beni sevmesi bu düşünce bile içimi öyle bir aydınlatıyordu ki, karanlıklarım bile anlam kazanıyordu. Ama sonra gittin. Ve ben, bir zamanlar sığındığım o kelimenin enkazında kaldım. Sen bana o sevgiyi değil de ihtimalini bırakmıştın ardında.Ve o ihtimal içimde en gerçek şey gibi büyüdü.. Üçüncüsü ise beni sevmeyişini kabul ettiğimde çektiğim ah’tı.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Aynı yollardan yürüdük farklı zamanlarda, ışığını bul birtanem
Bir süredir kendine söylediğin en büyük yalanın içinde yaşıyorsun. Gittiğini biliyorsun ama bunu bir türlü “gitmek” diye adlandıramıyorsun. Sanki zaman biraz esnese,sanki hayat küçük bir boşluk verse her şey eski yerine dönecek gibi… Onu zihninde hala canlı tutuyorsun,yokluğunu bir gecikme gibi görüyorsun. Oysa bazı sessizlikler, dönüşü olmayan vedaların en net sesidir; sen ise hala o sesi duymamak için kalbini oyalıyorsun. Sonra içindeki kırıklar konuşmaya başlıyor. Sorular büyüyor, cevaplar susuyor. Neden böyle oldu, neden bu kadar yarım kaldı diye kendini didik didik ediyorsun. Bazen ona kızıyorsun, bazen kendine, bazen de hiçbir suçu olmayan zamana… İçinde biriken her şey dalga dalga kabarıyor. Hak etmediğini düşündüğün bir sonun içinde, haklı olmanın bile bir anlamı kalmıyor. Çünkü öfke, aslında hala kopamadığının en gürültülü hâli oluyor. Bir yerden sonra geçmişe dönüp küçük ihtimaller kuruyorsun. “Ya o gün öyle konuşmasaydım… ya biraz daha sabretseydim…” diyorsun. Sanki kelimeler yer değiştirirse kader de değişecek gibi. Zihnin eski anların içinde dolaşıyor, yarım kalan cümleleri tamamlamaya çalışıyorsun. Ama neyi düzeltmeye çalışırsan çalış, bazı hikâyeler eksik kalmak için yazılır. Sen ise o eksikliği tamamlamak değil, anlamlandırmak için hala kendinle pazarlık ediyorsun. Sonra bir ağırlık çöküyor içine… Gürültü susuyor, yerini derin bir boşluğa bırakıyor. Ne kızgınlık kalıyor ne de umut; sadece yokluğun ağır bir gerçek gibi omuzlarına yerleşiyor. Günler uzuyor, geceler daha sessiz oluyor. İçinde taşıdığın şey artık bir duygu değil, bir eksiklik oluyor. Ve belki de ilk kez gerçekten anlıyorsun;bazı gidişler geri gelmek için değildir. Ve bir gün hiçbir şey olmamış gibi değil ama her şey olduğu hâliyle kabul edilmiş gibi uyanıyorsun. İçinde kopan fırtınalar
Ama bil ki her dalga kıyıya vururken birazını alır götürür, birazını da sana geri bırakır hatırlaman için.Sen en derine indikçe, aslında kendine yaklaşırsın.Ve en sonunda, kalbinde kalanları sessizce tartarsın; bakalım terazinin hangi tarafı sana daha ağır gelmiş..Belki eksilenler değil, içinde hala taşıdıkların yoruyordur seni..
Profil fotoğrafı okuma..
Yaşananlar seni uslandırmamış belli, ama yorgunluk yüzüne ince bir gölge gibi düşmüş;ışığın sönmüş,sevilmemek sana hiç yakışmamış,sanki ruhunun en parlak yerini alıp götürmüşler gibi… ve bak, siyah sana ağır geliyor artık, beyaz giymeyi unutma; çünkü insan bazen kendini en çok kaybettiği yerde en sade haliyle yeniden bulur. Şimdi arkana dön ve o uçsuz bucaksız denize bak kafanı çevirme eşsiz maviliğe;çünkü deniz de senin gibi,içinde fırtınalar taşıyor ama yine de kıyıya vururken bir ritim buluyor kendine… sor ona, “nasıl durulur?” diye, belki cevap vermez ama dalgalarının arasına gizlediği o eski sırları usulca kalbine bırakır..
Karanfilli Elma
Onun sana karanfilli elma yaptığından bahsetmiştin bir keresinde bana. Anlamına baktım; sadakatle, sabırla sevmek demekmiş. Ne oldu şimdi? Sadakati de geçtim… sevildin mi gerçekten? Eğer sevilseydin, bütün geçmişinle sevilirdin; kırık yanlarınla, seni sen yapan o eski hikâyelerinle, hayatına değmiş insanlarla birlikte kabul edilirdin. Sevgi dediğin şey, bir insanın sadece bugünü değil, dününü de sarabilmesidir. Sadakat desen, o da en son kırılan cam gibi dağıldı. Sabır ise… sanıldığı gibi severken değil, beklerken öğrenilen bir şeydir. Peki o seni hiç bekledi mi? Seni sevmeni, ona doğru yürüyüşünü, bir gün kapısını çalmanı bekledi mi gerçekten? Duygularını bana hiç göstermedin, çünkü beni sevmedin… bunu artık biliyorum. Ama ona gösterdiğin duyguların bir karşılığı var mıydı? Bir yankı, bir geri dönüş, bir sıcaklık… Mesela o hastane kapısından geri çevrildiğin an, gururunu ne yaptın? O dillere destan, dimdik duran gururunu… onun karşısında nasıl susturdun? İnsan bazen en çok, değer vermediğini sandığı birinin önünde eğilir. Sen de eğildin mi, yoksa içinden kırılırken dışından hâlâ güçlü mü göründün? Birini sevmek somut bir şey değildir; dokunamazsın, ölçemezsin, tartamazsın. Sevmek, görünmeyen ama her şeyi değiştiren bir ağırlıktır. Sen ise bir karanfilli elmaya kandın… Bir jestin içine saklanmış anlamlara, bir anlık sıcaklığın sonsuzluk vaadine dönüştüğüne inandın. Oysa bazı insanlar, sadece o anın iyiliğini taşır; kalıcı değildir. Karanfil kokusu geçer, elma çürür, ama insanın içinde bıraktığı eksiklik uzun süre kalır. Sen o eksikliği sevgi sandın, o boşluğu bir bağ zannettin. Kabullenebildin mi? Onun seni hiç sevmediğini… Yoksa hâlâ inkâr mı ediyorsun, o karanfilli elmanın büyüsüne tutunarak? Anlatsana biraz… Aşk ne demek senin için? Aşktan yanmak ne demek? Birini