Onun sana karanfilli elma yaptığından bahsetmiştin bir keresinde bana. Anlamına baktım; sadakatle, sabırla sevmek demekmiş. Ne oldu şimdi? Sadakati de geçtim… sevildin mi gerçekten? Eğer sevilseydin, bütün geçmişinle sevilirdin; kırık yanlarınla, seni sen yapan o eski hikâyelerinle, hayatına değmiş insanlarla birlikte kabul edilirdin. Sevgi dediğin şey, bir insanın sadece bugünü değil, dününü de sarabilmesidir. Sadakat desen, o da en son kırılan cam gibi dağıldı. Sabır ise… sanıldığı gibi severken değil, beklerken öğrenilen bir şeydir. Peki o seni hiç bekledi mi? Seni sevmeni, ona doğru yürüyüşünü, bir gün kapısını çalmanı bekledi mi gerçekten?
Duygularını bana hiç göstermedin, çünkü beni sevmedin… bunu artık biliyorum. Ama ona gösterdiğin duyguların bir karşılığı var mıydı? Bir yankı, bir geri dönüş, bir sıcaklık… Mesela o hastane kapısından geri çevrildiğin an, gururunu ne yaptın? O dillere destan, dimdik duran gururunu… onun karşısında nasıl susturdun? İnsan bazen en çok, değer vermediğini sandığı birinin önünde eğilir. Sen de eğildin mi, yoksa içinden kırılırken dışından hâlâ güçlü mü göründün?
Birini sevmek somut bir şey değildir; dokunamazsın, ölçemezsin, tartamazsın. Sevmek, görünmeyen ama her şeyi değiştiren bir ağırlıktır. Sen ise bir karanfilli elmaya kandın… Bir jestin içine saklanmış anlamlara, bir anlık sıcaklığın sonsuzluk vaadine dönüştüğüne inandın. Oysa bazı insanlar, sadece o anın iyiliğini taşır; kalıcı değildir. Karanfil kokusu geçer, elma çürür, ama insanın içinde bıraktığı eksiklik uzun süre kalır. Sen o eksikliği sevgi sandın, o boşluğu bir bağ zannettin.
Kabullenebildin mi? Onun seni hiç sevmediğini… Yoksa hâlâ inkâr mı ediyorsun, o karanfilli elmanın büyüsüne tutunarak? Anlatsana biraz… Aşk ne demek senin için? Aşktan yanmak ne demek? Birini