Sevmek için nedene ihtiyaç yoktur birtanem.Sevgi,bir sebebin gölgesinde doğmaz kendi ışığını kendi içinde taşır. Kalp sev diye kendine buyruk vermez o zaten bilir yönünü, pusulası içindedir. Zorlanmaz, hesap yapmaz, şart koşmaz. Olduğu gibi sever insan dokunmadan da, konuşmadan da, bazen yalnızca hissederek… Ve eğer karşılık bulursa, o sevgi büyür, genişler, sınırlarını aşar. Evrene karışır, görünmez bir tohum gibi başka sevgilerin içine düşer. Çünkü yayılan her sevgi, başka bir sevgiyi doğurur; çoğalır, çoğaltır, iz bırakır.
Ama sen, sevmeye çok yanlış bir yerden bakıyorsun tıpkı sevilmeye baktığın gibi. Sanki sevgi bir denklemmiş gibi bir açıklama bekliyorsun ondan. Oysa bazı şeyler anlaşılmak için değil, yaşanmak için vardır. Sen sevildin… hem de çok sevildin benim tarafımdan. Bunun ne demek olduğunu biliyordun aslında ama yine de dönüp, seni eksilten yerlerde harcadın sevgini. Kendini, değersizliğin ortasında sınadın durdun. Oysa sevgi, insanın kendini tükettiği yer değil,kendini bulduğu yerdir.
Beni sevemedin bunu anladım. Ve zamanla şunu da fark ettim, belki sen onu da sevemedin. Çünkü gerçekten seven insan, “neden sevdim?” diye sormaz kendine. Sevgi, sorguya çekildiği anda zaten eksilmeye başlar. Eğer onu sevebilseydin, bana gelemezdin… bana dokunamazdın. Kalbinin yönü bu kadar kolay değişmezdi. Bir insanın kalbi, gerçekten birine ait olduğunda,başka birine uğramaz...
Aslında sen, onun için bir aşk acısı da çekmiyorsun. İçinde büyüttüğün şey, kaybedilmiş bir ihtimalin sızısı. Onun yanında kalamamış olmanın öfkesi… En kötü anında elini tutamamış olmanın ağırlığı… Bir yalnızlığı onunla bölüşememiş olmanın içini kemiren ihtimalleri… “Biraz daha sabretseydim” diye kurduğun o sonsuz cümleler… Hep oraya sığınıyorsun. Olmamış bir geçmişe, yaşanmamış bir ana