Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Veda bir merhamet biçimidir
Bazı insanlar hayatımızdan bir kapıyı kapatmadan çıkar.Ne bir ses bırakırlar ardında ne de bir gölge. Sanki hiç gelmemiş gibi değil de tam tersine fazlasıyla gelmiş ama gitmeyi öğrenmemiş gibi.Vedasız gidişler, en çok yarım kalan cümleler gibi can yakar. Nokta konmamış bir hikâyenin içinde, insan kendi kendine kapanış yazmaya çalışır. Oysa ki vedanın ağırlığı vardır kelimelerle taşınır, gözlerle mühürlenir. Vedasız gidenler bu yükü taşımayı reddeder. Belki korkudan,belki yüzleşmekten kaçtıkları için ama geride kalan için bu, görünmeyen bir enkazdır. Çünkü insan, bitişin adını koyamadığında, içindeki umutla vedalaşamaz.Her sessizlikte bir ihtimal arar her gecede geri dönmeyen adımları dinler. Vedalar aslında bir merhamet biçimidir. Birine “bitti” diyebilmek, ona iyileşme şansı vermektir. Ama vedasız gidenler, arkalarında zamana yayılmış bir belirsizlik bırakır. Ne tamamen giderler ne de kalırlar. Bir kapı aralık kalır hep rüzgâr estikçe hatıralar içeri dolmaya devam eder. Belki de en zor olan onların yokluğunu değil,açıklanmamışlığını taşımaktır. İnsan, terk edilmeyi zamanla kabullenir ama anlam verememeyi kolay kolay sindiremez.Bu yüzden vedasız gidenler, hatıralarda değil,soruların içinde yaşamaya devam eder. Ve bir gün, insan kendi vedasını kendi içinde yapmayı öğrenir. Onların söyleyemediği kelimeleri içinden fısıldar: “Bitti.”
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
gamzendeki baharlar
Seni ilk gördüğüm o fotoğraf… Elin çenende, bakışların uzak bir yere, sanki henüz kimsenin dokunmadığı bir düşüncenin içine düşmüş gibi. Siyah beyaz bir anın içinde asılı kalmışsın zaman senden geçmiyor da sen zamandan kopmuşsun gibi. Saçların… tam hayalini kurduğum o kısalıkta uçları omuzlarına değen, rüzgâr değse bile yerini terk etmeyecek kadar kararlı. Gülmüyorsun o karede o çok sevdiğim gamzen yok. Ama şimdi anlıyorum ben o fotoğrafta eksik bir gülüş değil, saklı bir bahar görmüşüm. Bizim hikâyemizi hep Metin Erksan'ın o meşhur filmi olan Sevmek Zamanı’na benzetirdim. Hani o suskun, içten içe büyüyen aşk… Ama orada Meral sevmişti Halil’i bizdeyse kim kimi sevdi, hangi an kimin kalbi ağır bastı belli değildi. Biz daha çok, birbirinin siluetine aşık olmuş iki insan gibiydik. Senin gerçeğinle benim hayalim arasında ince bir çizgi vardı, ben o çizgiyi hep bahar sandım. Oysa belki de biz, aynı mevsimi farklı gökyüzlerinde yaşamaya çalışan iki ayrı iklimdik. Sen güldüğünde hep gamzene bakardım. Bir insanın yüzünde nasıl olur da bir çukur, bir mevsimi doğurur diye düşünürdüm. O küçücük yerde nasıl olur da çiçekler açar, rüzgar ılık eser, içim ısınırdı… Sonra gittin. Benim mevsimim sana ağır geldi belki, belki de senin hayatının rüzgârı benim baharımı savuracak kadar sertti. Tükenecektin, yok olacaktın... Ve sen başka mevsimlere yürüdün. Ama hayatın ironisi ya gittiğin yerde de hava sana göre değildi. Sen yaşamak istedin, ama bu kez mevsimler seni istemedi. Şimdi fotoğraflarına bakınca içimde bir yer acıyor.Çünkü o gamzede açan çiçekler sanki artık solmuş.Gözlerinde eskiden ışık gibi dolaşan o sıcaklık, yerini loş bir akşama bırakmış. Ağaçların yapraklarını dökmüş gibi,dalların hâlâ orada ama üzerinde hayatın rengi eksilmiş. Güneşini kaybetmişsin,gölgen kendine bile
Allah'm delircem ya abi tamam güzel dizi konu güzel işlenmiş ama dizide yaşanan şey aşk değil şunu bir anlayın ya kafayı yedirtirsiniz insana
Galiba en çok kendimi affetmeyeceğim. Hiç istemediği yerlerde durmak zorunda kalan kendimi galiba asla affetmeyeceğim