Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Pencereyi aç soluğun çıksın dışarı

Mavisi Siyaha

@Mavisi_siyaha
·
pencereyi kapama kuş dolabilir içeri
Pencereyi kapama gök dolabilir içeri sen neyi görebilirsin ıslak bir bulutun ağışını mı Pencereyi kapama kuş dolabilir içeri sen neyi taşıyabilirsin kırık bir dalın yükünü mü Pencereyi aç soluğun çıksın dışarı sen büyütmedin mi ciğerinde onu Kokusu hayatı yıkasın diye Pencereyi aç sesin sarsın dünyayı duyulur elbet ta ötelerden Yürek kendini tanır Arkadaş Zekai Özger
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
yedinci his
Açlığımı sana anlattım bir sofraya değil,bir kalbe oturmak istedim. İçimde büyüyen o eksikliği, kelimelerle doyurmaya çalıştım. Sesim yükseldi belki, belki de sadece içimde yankılandı ama sana ulaşmadı. Oysa bu,basit bir açlık değildi içimdeki bir şey seni çağırıyordu adını koyamadığım bir sezgiyle. Yaklaştıkça uzaklaşacağını biliyordum belki de ama yine de seslendim,sen duymadın. Dengemi kaybettiğim anlar oldu… Hani insan yürürken değil de, birine güvenirken düşer ya öyle. İçimde kurduğum dünya sende sabitti ama sen hareket ettikçe her şey devrildi. Tutunmak için sana uzandım ama sen orada değildin. Ben düşerken ses çıkmadı ya da sağırdı bu dünya.Sen görmedin ama içimde her şey yer değiştirdi. Sana dokunamadım ama yokluğuna değdim uzun süre. Ellerim boşluğu öğrendi, parmaklarım eksikliği ezberledi. Bir insanın varlığını değil, yokluğunu hissetmek nasıl bir şeydir bilir misin? Gözlerimi kapasam bile aramızdaki mesafe kapanmadı.Ben yaklaştıkça sen daha çok silindin,ben hissettikçe sen hiç hissetmedin. İçimde bir şeyler hep hızlandı kalbim bazen sebepsiz yere çarptı, bazen de duracak gibi oldu. Bir şeylerin yanlış gittiğini anlatmaya çalıştım ama kelimelerim sana çarpmadan dağıldı. Oysa bedenim bile senden önce fark etmişti gerçeği. İçimde çalan o görünmez alarmı susturamadım. Sen duymadın ama ben her atışta biraz daha uzaklaştım senden. Kokunu bile hatırladım bir insanın kokusu bir anıya nasıl bu kadar siner? Sen yokken bile vardın bazı anlarda. Rüzgâr yön değiştirince anladım bir şeylerin eskisi gibi olmayacağını. Söylemedim belki ama hissettim.Sen fark etmedin ama ben çoktan başka bir mevsime geçmiştim. Ve en sonunda hiçbir şey olmamış gibi sana baktım. İçimde kopan onca şeyi saklayarak. Çünkü bilmek, bazen anlatmaktan daha ağırdır. Bir şeyin bittiğini henüz
Bitti Rüya
Gece,uykuyla uyanıklık arasında sen vardın düşümde.Biliyordum, sabahın ilk ışığıyla çekip gidecektin yine de o anın içinde kalmaya razıydım. Dışarıda bir şehir yanıyordu sanki silah sesleri, patlayan bombalar ama biz, küçücük bir odanın içine sığdırdığımız bir evrende, bir filmin sahneleri üzerine konuşuyorduk. Dünya yıkılsa da bazı sohbetler yarım kalmazmış biz de o yarım kalmayacak cümlelerin içindeydik. Sonra birden bire kalabalıkların içine karıştık,seni belinden tutmuştum; o tanıdık mesafe, bir nefes kadar yakın, bir ömür kadar uzak. Dudaklarınla aramda duran o ince boşluk, belki de bütün hikâyemizin özeti gibiydi yaklaşan ama asla tam değmeyen, hissedilen ama tamamlanmayan. Gözlerinde bir şey vardı sanki bir kapı aralanıyordu ve ben o bakışın içinde uyandım. Tavana baktım uzunca bir süre.Kendime sordum: Bu neydi? Bilinçaltım yine hangi defteri açmış, hangi yarım kalmış cümleyi önüme koymuştu? Çünkü bazı rüyalar sadece görülmez,okunur bazı anlar yaşanmaz, çözülür. Seninle ilgili düşünürken yeniden uykuya daldım, sanki aynı kitabın başka bir sayfasına geçer gibi. Yine vardın ama bu sefer hatırlayamıyorum seni ne yaptığımızı, ne söylediğimizi, hatta hangi evrende olduğumuzu bile. Sanki sen, hatırlanamayan bir rüyanın en gerçek parçasıydın. Belki de rüyalar,başka evrenlerin sızdığı ince çatlaklardır zihnimizde. Orada başka bir şehirde, başka bir zamanda, başka bir “biz” hâlâ o filmi izliyor olabilir. Belki o evrende dışarıda hiç savaş yoktur ya da tam tersine, içimizde kopan savaş dışarıya taşmıştır. Ama ne olursa olsun, o evrenlerin ortak bir gerçeği vardır: birbirine yaklaşan ama asla tamamen kavuşamayan iki ruh. Rüyalar bu yüzden acıtır biraz; çünkü ihtimalin varlığını gösterir ama gerçekleşmenin garantisini vermez. Ve ben şimdi uyanıkken, o evrenin
Bizlerin elindedir gelen ışıklı günler
Nasır tutmuş ellerin, sabahın ilk ışığında yola düşen adımların, akşam yorgunluğunda eve dönen sessizliğin adı. Türkiye’de işçi olmak, biraz erken uyanmak demektir; henüz şehir gözlerini açmadan omuzlarına bir gün daha yüklenmek. Çayın buharında saklı umut, ekmeğin kokusunda saklı bir direniş vardır. Kimse yüksek sesle söylemez ama herkes bilir; Bu hayat, alın terinin ince çizgilerinde yazılır. İşçi olmak, bazen görünmeden var olmaktır. Bir binanın yükselişinde adın geçmez, bir yolun asfaltında izinin kimse farkına varmaz. Ama o yol yürünür, o bina yaşanır. Bir annenin ellerinde, bir babanın suskun bakışında, genç birinin hayallerinde aynı hikâye yankılanır: “Devam et.” Çünkü burada çalışmak yalnızca geçinmek değil; sabrı öğrenmek, vazgeçmemeyi öğretmektir kendine. Bir şeyleri değiştiremesen bile, ayakta kalmanın kendisi başlı başına bir anlam taşır. Ve bugün, belki de en çok hatırlanması gereken şey şu: Her işçi, içinde küçük bir bahar taşır. Yorulsa da tükenmeyen, kırıldıkça yeniden filizlenen bir bahar. Çünkü insan, emeğiyle yalnızca dünyayı değil, kendini de inşa eder. Bugün biraz durup bakarsak, her yorgunlukta bir hikâye, her hikâyede bir onur görürüz. Ve belki o zaman anlarız: Bu ülkenin kalbi, en çok çalışanların göğsünde atar.
Eve Dön
Sevgili kendim… Kendine bunu yapmaktan yorulmadın mı? Birini pusula yaptın ve hangi yöne gidersen git yönünü ona kaydırmaktan, bu yolun sonunda bekleyen o buz kütlesine her defasında yeniden varmaktan yorulmadın mı? Oysa senin içinde de bir kuzey vardı kendi yönünü kendi kalbinin titrek ama doğru atan yerinden bulabileceğin bir yer… Ama sen, kendi içindeki haritayı buruşturup bir başkasının cebine koydun. Şimdi sor kendine: Kaybolan gerçekten yol mu, yoksa kendin mi oldun? Sen tek başına gelmedin mi uykusuz gecelerin üstesinden? Gözyaşlarını kendi ellerinle silmedin mi? Sen yaptın… o da yapabilir, kabul et. Her gece Allah’la konuşup avuçlarını göğe açarak dualar etmedin mi? Şimdi neden ihanet ettin kendi dualarına? Belki de bu sınav, dualarının karşılığıydı sen neden kopya verdin? Şimdi bin kere daha açsan avuçlarını, tövbelerle yeniden dualar etsen kabul olur mu? Olur… çünkü dua, vazgeçmeyenlerin dilidir. Ama mesele kabul olup olmaması değil senin artık neyi dilediğindir. Aynı kapıya aynı umutla gitmek değil mesele, yanlış kapıyı fark edip geri dönebilmektir asıl cesaret. Sen neden hiç uslanmıyorsun? Sevilmediğin yerde kalma arsızlığı nereden geliyor? Yerin mi yok, yurdun mu yok ? Neden dönemiyorsun kendi evine? Onun evinin önünde tuttuğun nöbet kime? Sen dışarıda nöbet tutarken içeride olanları görmedin mi? Hadi artık… dön evine. Kendi evini koru artık. Çünkü sen başkasının kapısında beklerken, kendi içindeki odalar karanlığa gömülüyor. Perdelerin kapanıyor, pencerelerin tozlanıyor, kalbinin içindeki o sıcak yer sessizleşiyor. Ve kimse gelip orayı senin yerine aydınlatmayacak. Ev dediğin yer, senin kendine iyi davrandığın yerdir,başkasının seni kabul ettiği yer değil. Sen onun için yıllardır tanıdıklarını bıraktın da o, iki günlük insanlar için seni suçlamadı mı?