Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Gerçekten sabrımla sınanıyorum
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Oldu bir şeyler
Korktuğum şey başıma geliyor galiba içimde sana ait olan o sevgi de beni terk ediyor.Sevgi dediğin de bir yolcuymuş meğer.Giderken ben de bırakmıştın sevgini hatırlıyor musun?Birinin gidişi hep yarımdır zaten asıl kalan, gidenin bıraktığı boşluk olur.Sana geri verebilmek için ne çok uğraşmıştım o kalbi ama ulaşamadım sana o yüzden ruhumda saklı kaldı.Şimdi ise ya ben kaybettim onu ya da sen sessizce iz bırakmadan çaldın içimden. Artık özlemiyorum seni en azından kendime böyle söylüyorum.İnsan bazen en çok kendine yalan söyleyerek ayakta kalıyor doğrular fazla ağır geldiğinde. Sende kalan bir şey yok ama bende bir tişörtün var hâlâ.İç kısmını ütüyle yakmıştın,“mesajlı bir hatıra” diye gülmüştün o an. Aylar geçti… ve hâlâ kokun gitmemiş o kumaştan. Zaman bazı şeyleri siler derler ama kokular zamandan bile inatçıdır. Nasıl olur da bir koku bu kadar kalıcı olur?Yoksa bu da zihnimin bana oynadığı ince bir oyun mu? Eskiden sabah gözümü açar açmaz sen düşerdin içime,rüyalarım bile seni taşıyamaz, taşırırdı.Bir insan bir başkasının uykusuna bu kadar nasıl yerleşir,ben hâlâ anlamadım. Şimdi ise bir şarkının kıyısında, bir kokunun gölgesinde ya da küt saçlı bir yabancının siluetinde uğruyorsun aklıma. Ama uzun kalmıyorsun çünkü artık kalbim misafir ağırlamayı öğrendi. Zaten sen de benim misafirim olmayı sevmemiştin.Bazen merakıma yenilip bakıyorum profiline.İnsan tamamen vazgeçse bile merak etmeyi bırakamıyor nedense. Geçti mi sancın? Bulabildin mi kendi yolunu? Bugün güzel bir fotoğraf çekebildin mi mesela? Hangi şarkıya sardın bu aralar ? İzinli misin yoksa çalışıyor musun? Bugün seni kim çok güldürdü mesela ya da kim sinirlendirdi? Hangi cümle seni kalbinden vurdu ? ... Belki de en çok bunu merak ediyorum hayatına benden kalan bir iz var mı hâlâ? Öyle işte… Büyük bir
Bırak Kendini
Birtanem, “kendimi bırakmadan yaşayacağım” demişsin son yazında insan kendini tutarak değil,kendini çözerek var olur bu hayatta.Çünkü sıkıca kavradığın her duygu,zamanla avuçlarının içinde bir yaraya dönüşür. Ve o yara kabuk bağlamaz,çünkü sen sürekli onu taşımaya devam edersin. Oysa bırakmak bir vazgeçiş değil, bir dönüşümdür. İçinde sıkışıp kalan ne varsa rüzgâra karışmasına izin ver.Bırak…Rüzgâr saçlarının arasından geçsin,sana unuttuğun bir şarkıyı hatırlatır gibi. Belini sarsın, yürüyüşünü değiştirsin, seni başka bir senle tanıştırsın. Bırak yağmurlar değsin tenine ama sadece tenine değil,kalbinin en kuytu köşelerine, kimsenin bilmediği o karanlık odalara da insin.Çünkü bazı acılar var gözyaşıyla değil, yağmurla temizlenir. İçinde katrana dönmüş o acı işte onu söküp alır gökyüzü senden,sen yeter ki göğe bakmayı unutma. Al fotoğraf makineni… Ama sadece bir makine değil o,senin gözlerin olsun.Herkesin aceleyle yanından geçtiği o küçük detayları yakala.Kaldırım kenarında büyüyen inatçı bir çiçeği,yaşlı bir adamın gözlerindeki yorgun ama vazgeçmeyen ışığı, bir çocuğun kahkahasında saklı özgürlüğü…Bizim görmediğimizi göster bize.Senin baktığın açıdan bakalım dünyaya,belki o zaman anlarız hayatın aslında ne kadar derin, ne kadar sessizce güzel olduğunu. Git o Karaköydeki kitapçıya… Toz kokan rafların arasında kaybol biraz. Bir kitabın sayfalarında kendini unut, sıkılırsan bırak kitabı, Evgeny Grinko'dan bir parça aç, gözlerini kapat,ama bu kez cevap arama…Çünkü her soru bir cevaba muhtaç değildir,bazıları sadece hissedilmek ister. Bir kahve söyle kendine,denize karşı otur…Dalgaların ritmiyle kalbinin ritmini eşitle.Ve fark et,hayat aslında hiçbir zaman acele etmez,acele eden hep biziz. Bu sefer aynı yerlere gitme. Anıların seni çağırdığı sokaklara değil, henüz

Zukoddd

, 2026 okuma hedefini ekledi.
2026 OKUMA HEDEFİ
1/25 kitap - %4 tamamlandı
1 kitap okudu
25 kitap
96 sayfa
2 inceleme
0 alıntı
8 günde 1 kitap okumalı.
Ah...
Halk arasında şöyle bir söz dolanır; annenin ahı tutmazmış seni karanlığın içinden ışığa taşıyan, canını canına ekleyip yedi kat acıyla seni dünyaya bırakan, sütüyle seni hayata bağlayan kadının kalbi kırıldığında bile âh etmezmiş. Çünkü onun sevgisi bir bağ değil bir varoluştur,affetmek onun dilidir. Ama baba… baba öyle değil derler; onunla kurulan bağ zamanla, emekle, seçerek büyürmüş. Ve belki bu yüzden, kırıldığında sesi daha uzaklara varırmış. Ben seni bir annenin sabrıyla, bir annenin koşulsuzluğuyla sevdim. Hatalarınla, eksiklerinle, kırdıklarınla birlikte içimde büyüttüm seni.Kalbimin en kuytu yerinde, kimsenin dokunamadığı bir yerde çoğaldın. Seni sevmek bir mevsim değildi,bir ömür gibiydi. Ama seni oradan çıkarmak. Bir doğum gibi değildi, hayır. Bir canı dünyaya getirmek değil, içimden söküp almak gibiydi. Sessiz, sancılı, kimseye anlatılamayan bir vedaydı bu. İçimde kalan boşluk bir beşik gibi sallanmadı, bir yara gibi açık kaldı. Ve ben her gün o yaranın içinden geçerek öğrendim sensizliği. Ah’larım sana değsin diye değildi; canın yansın diye hiç değildi.Kalbim sevdiğine acı dilemez. Ama insan… insan anlaşılmak ister. Benim bütün çırpınışım buydu görülmek, duyulmak, anlaşılmak. Sen de isterdin bunu, bilirim. Hep anlatırdın kendini, birinin seni gerçekten duymasını beklerdin. Ama garip bir şekilde, seni anlayan yerde durmak yerine, eksik kaldığın yerde kalmayı seçtin. Sevilmediğin yerde kök saldın, anlaşılmadığın yerde kendini savundun. Belki de insan en çok, tanıdığı acıya sadık kalıyor. Ben sana kendimi defalarca anlattım; kelimelerimi yordum, suskunluklarımı bile konuşturdum. Seni anlamak için kendimden vazgeçtiğim anlar oldu. Ama sen,bana karşı yabancı kalmayı seçtin. Duyarsızlık bir kader değildi, bir tercihti. Çünkü beni gerçekten anlasaydın,