Tıp bunu şöyle açıklıyor;
İnsan nefesini tuttuğunda, vücut önce sessizce direnmeye başlar.
Kandaki oksijen azalırken, karbon dioksit yükselir;
içeride görünmeyen bir birikim oluşur.
Göğüs sıkışır, diyafram kasılır,
beden “artık bırak” diye sinyaller gönderir.
Ben de seni içime çektim bir nefeste ve
sana dair ne varsa içimde tuttum.
Bir cümleyi söylemedim, bir vedayı eksik bıraktım,
bir sevgiyi yarım değil, fazla yaşadım.
Ve her sustuğumda, içimde biraz daha birikti her şey söylenmeyenler, görülmeyenler, karşılık bulmayanlar.
Tıpta bunun adı birikimdir belki,
ama bende bu, sen oldun.
Zaman geçtikçe nefes tutmak refleks olmaktan çıkar,inat olur.
Bedenin sınırlarını zorlamak gibi,
kalbin sınırlarını da zorladım.
Sanki biraz daha dayanırsam,
sen değişecekmişsin gibi…
Sanki biraz daha susarsam,
ben eksilmeyecekmişim gibi…
Ama insan, kendine rağmen yaşayamaz.
Nefes tutmak, yaşamı askıya almaktır biraz da.Ve ben, fark etmeden kendimi askıya aldım.
Şimdi anlıyorum...
Her tutulmuş nefes, içinde bir ağırlık bırakır.Ve o ağırlık zamanla sadece havadan ibaret olmaz.Yoğunlaşır, koyulaşır…Sanki ciğerlerin içinde görünmeyen bir katran gibi yer eder.
İşte bu yüzden…
uzun zamandır içimde beklediğim yorgun nefesi artık bırakıyorum
ciğerlerimde katran oluşturan bu nefesi.