Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
+1

xx.

@pseudoo
·
birileri beni kötü anlatırsa onlara inanın, beni de rahat bırakın…
pseudo!
Reklam
Hava tam une belle histoire havası
Uzun zamandır taşıdığım yükü bırakmış olmanın verdiği bir yorgunluk var üzerimde
Bir Ateş Kır(ı)k Gün
Ölüm… Eğer ateş sizin ocağınıza düşmediyse ne soğuk bir kelimedir. Çünkü insan ölünce soğur; kanı çekilir, kalbi durur… Ama ateş sizin ocağınıza düştüyse, ölüm bir ateş gibi yakar insanın içini. Gidenle birlikte yarım kalan hayaller, kırdığımız kalpler, alınmamış gönüller… Geride bırakılan her şey, tek tek bir ateşe dönüşür ve kalanları yakar. Cenaze evleri, insanı çaresiz bırakan mekânlara dönüşür. Gelene “hoş geldiniz” denmez; çünkü kimse oraya hoş gelmemiştir. Gidene “yine bekleriz” denmez; çünkü giden çoktan gitmiştir. Cenaze sahiplerine “başın sağ olsun” denir. Aslında doğrusu “başın sağalsın”dır; bu acıdan bir an önce kurtulabilsin, yeniden sağlığına kavuşabilsin diye… Cenaze evlerinde fazla konuşulmaz. Çünkü konuşmak bile ağır gelir. Yürekleri acıdan yorulmuş, kabullenmesi zor bir gerçekle yüzleşmiş insanlar susmak ister. Orada kelimeler değil, dualar dolaşır. Cenazede “acıktım, yemek yok mu?” diye sorulmaz. Aksine yemekler götürülür cenaze evine. Çünkü o evde kimse kendini düşünemez. Ve belki de kimse, ölümün ateşiyle pişmiş bir sofrada gerçekten yemek yemek istemez… İnsan dünyaya geldiğinde de, gittiğinde de kırk gün eşiktedir. Bu yüzden doğduğumuzda “kırkımız uçurulur.” Öldüğümüzde ise “kırkımız çıkarılır.” Ve ölenlerin, sevdiklerine giderken bıraktığı kırk mum vardır. Bu mumlar, sabrı ve acının bir gün hafifleyeceğini simgeler. Ama benim için kırk mumun hikâyesi başkadır… Kaybettiğimiz insanın yokluğunu kabullenme sürecidir bu. İlk gün… Toprağa verirsin sevdiğini. Bedeni artık bu dünyada değildir. Bunu kabullenmeye çalışırsın. Sonra günler geçer… Her gün bir mum söner. Ve kırkıncı gün… O son mum hiç sönmez. Çünkü o mum bir hatıradır.
Nefesin anatomisi
Tıp bunu şöyle açıklıyor; İnsan nefesini tuttuğunda, vücut önce sessizce direnmeye başlar. Kandaki oksijen azalırken, karbon dioksit yükselir; içeride görünmeyen bir birikim oluşur. Göğüs sıkışır, diyafram kasılır, beden “artık bırak” diye sinyaller gönderir. Ben de seni içime çektim bir nefeste ve sana dair ne varsa içimde tuttum. Bir cümleyi söylemedim, bir vedayı eksik bıraktım, bir sevgiyi yarım değil, fazla yaşadım. Ve her sustuğumda, içimde biraz daha birikti her şey söylenmeyenler, görülmeyenler, karşılık bulmayanlar. Tıpta bunun adı birikimdir belki, ama bende bu, sen oldun. Zaman geçtikçe nefes tutmak refleks olmaktan çıkar,inat olur. Bedenin sınırlarını zorlamak gibi, kalbin sınırlarını da zorladım. Sanki biraz daha dayanırsam, sen değişecekmişsin gibi… Sanki biraz daha susarsam, ben eksilmeyecekmişim gibi… Ama insan, kendine rağmen yaşayamaz. Nefes tutmak, yaşamı askıya almaktır biraz da.Ve ben, fark etmeden kendimi askıya aldım. Şimdi anlıyorum... Her tutulmuş nefes, içinde bir ağırlık bırakır.Ve o ağırlık zamanla sadece havadan ibaret olmaz.Yoğunlaşır, koyulaşır…Sanki ciğerlerin içinde görünmeyen bir katran gibi yer eder. İşte bu yüzden… uzun zamandır içimde beklediğim yorgun nefesi artık bırakıyorum ciğerlerimde katran oluşturan bu nefesi.