Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Anlamam nedenini üzmüşler bebeğimi ah ahahahah
Reklam
Galiba en çaresiz hissettiğim yerlerden biri cenaze evleri..
Yanlış Yön
Bir insan kendisine duyulan sevgiye, merhamete nasıl nankör olabilir; bunu hiç anlamadım, anlamayacağım da. Çünkü ben, biri bana bir adım atsa dahi hep minnet duyanlardanım. Bir insan için her şeyi yaptınız mı? Ben yaptım. Gerçekten yaptım. Ama karşılığı ihanet ve nankörlükten başka bir şey olmadı. “Sakin ol,” diyorum kendime, sakin ol… ama olamıyorum. Çünkü karşımda, onun için her şeyi yapan birini değil de ona ihanet edeni anlayan ya da anlamaya çalışan biri var. Ben de boşuna kürek çekiyorum, biliyorum. Ama şu durasıca kalbime sözümü geçiremiyorum. Keşke ona karşı bir duru olsa… keşke onu hiç hissetmese, anlamasa, görmese diyorum; ama durmuyor kalp. Bir de yer çekimi kuvveti gibi ona çekiliyor. Sen asla iyileşemeyecek bir yarasın. Belki benim içimde bu yaranın izi kalır bir gün, ama sen asla iyileşemeyeceksin. Çünkü yönün hep yanlış insanlara, yanlış yerlere… Ne diyeyim, umarım bir gün her şeyi görmek için çok geç kalmış olursun.
Körler'e ve Nankörlere..
Sana hikâyeler yazdım, kelimelerin içine sakladım seni. Cümlelerin arasına nefes gibi yerleştirdim adını, noktalarda sustum, virgüllerde bekledim… belki bir gün dönüp okursun diye. Ama sen okumadın. Okusan bile anlamadın. Çünkü insan bazen en çok kendine yazılanı görmez. Seni anlatan yazılar yazdım. Herkes okudu, herkes kendinden bir şey buldu o satırlarda… bir tek sen bulamadın kendini. Oysa ben seni en çıplak halinle yazmıştım; korkularını, kaçışlarını, yarım bıraktığın cümleleri… Bir insanın kendinden kaçması ne tuhaf, değil mi? En çok anlatıldığı yerde kaybolması… Ben seni sevdikçe sen başka yerlerde aradın sevgiyi. Ben seni büyütürken içimde, sen başkalarının gözlerinde küçülttün kendini. Sana ait olan bir sevgiyi, yabancı kalplerde denedin. Belki daha kolaydı… belki daha az sorumluluktu. Çünkü gerçek sevgi, insanın omuzlarına ağırlık bırakır. Ve sen… taşımayı değil, kaçmayı seçtin. Ben buradaydım. Açık, net, saklanmadan. Sen ise hep yarım… hep biraz eksik, biraz uzak. Sanki biri seni sevecekse, tam görmesin diye kendini gölgede tutuyordun. Ve ben… o gölgede seni seçtim. Her şeye rağmen. Ama en çok ne acı biliyor musun? İnsan sevilmemeyi bir şekilde kabulleniyor. Ama görülmemek… işte o insanın içini yavaş yavaş silen bir şey. Ben sana bakıyordum, sen başka tarafa. Ben seni duyuyordum, sen sessizliğimi bile işitmedin. Ben seni anlıyordum… sen beni anlamaya hiç gelmedin. Ve bir gün fark ettim… Sen beni hiç görmedin. Sadece bakmışsın. Ama bakmakla görmek aynı şey değil.
Kayboluşsal sancılar
Biliyor musun, ben her içime döndüğümde yalnız kalmıyorum aslında. Aksine, ne varsa benimle birlikte geliyor. Sen de geliyorsun mesela. Söylemediğin sözlerin, yarım bıraktığın cümlelerin, gözlerinin içinde saklı kalmış o şey… hepsi. Ben sustukça, içimde bir sessizlik büyüyor. Ama bu bildiğimiz sessizlik değil. Eksik değil, fazla. Sanki konuşulmamış ne varsa, hepsi üst üste yığılmış gibi. Ve garip olan şu; insan dış dünyadan kaçtığını sanıyor, ama asıl kalabalık içerde. Sen hiç fark ettin mi bunu? İnsan bazen birinden uzaklaşır, ama onun içindeki yankısından asla. Ben içime döndükçe, sen de dönüyorsun benimle. Ve ben sustukça, içimde daha çok konuşuyorsun. Belki de bu yüzden… bazı sessizlikler huzur değil, bir tür hesaplaşma. Ve insan en çok da konuşamadıklarıyla derinleşiyor.