Zukoddd

Zukoddd
@Zukod
Bazen okur bazen yazar..Bazen okumaz sadece izler.Nefes alır ama yaşamaz
Kalmayı Beceremeyenlerin Hikayesi
Ne çabasız gelen huzurun içinde kalabildi, ne de kendisi için çabalanan yerde kök salabildi. Sanki içinin derinlerinde görünmeyen bir göç vardı; her şey tam olurken başlayan bir eksilme hali. Huzur geldiğinde şüpheyle baktı, fazla sessiz, fazla kolay diye uzaklaştı. Çünkü alıştığı şey dinginlik değil, kırılmanın tanıdık sesi oldu hep. Sonra biri çıktı karşısına, onun için sabırla kalan, duvarlarına rağmen vazgeçmeyen biri. Ama bu kez de başka bir ağırlık çöktü içine: layık olamama hissi. İşte o an, ne geleni kabul edebildi, ne de gidene tutunabildi. İki ihtimalin ortasında, en çok kendinden uzaklaştı. Çünkü bazen insan mutluluğu bulamaz diye değil, onu taşıyacak kadar kendine inanamadığı için yolda bırakır. Ve bazı kalpler vardır… en çok sevilirken bile
Reklam
Bir Aşkın Son Hakkı:Veda
İnsan genelde aşkın başlangıcını önemser. İlk bakışları, ilk heyecanı, ilk dokunuşu… Ama kimse sonunu nasıl bitirdiğini konuşmaz. Oysa bir aşkı asıl anlatan şey, nasıl başladığı değil… nasıl bittiğidir. Çünkü herkes sevebilir. Herkes birine “iyi ki” diyebilir. Ama herkes birine “hoşça kal” diyemez. Ve bazı aşklar… vedasız kalır. Bir gün konuşmalar azalır, mesafeler büyür, kelimeler eksilir… ama kimse “bitti” demez. İşte en çok orada yarım kalır insan. Çünkü kalp, belirsizlikle baş edemez. Bir kapı kapanmadan, yenisi açılamaz. Oysa her aşk bir vedayı hak eder. Bir cümleyi, bir bakışı, bir son dokunuşu… İki insanın birbirine dönüp “Buraya kadarmış” diyebilecek cesareti olmalı. Çünkü veda etmek, sevgiyi küçültmez. Aksine… ona bir sınır çizer ve anlam kazandırır.
Senin yüreğine vefa bulaşsın..
Bana duvar,ona yol;Gurur
Bana duvar olan gururun, başkasına yol olduğunda vazgeçtim seni affetmekten. Çünkü insanı en çok yoran şey, reddedilmek değil… başkası için değiştirilebileceğini görmektir. Ben sana çarptım. Her seferinde aynı sertliğe, aynı soğukluğa, aynı suskunluğa. Sen buna gurur dedin. Ben sabır sandım. Oysa gurur dediğin şey, eğer gerçekten gurursa, herkese aynı mesafede durur. Ama senin gururun… sadece bana karşıydı. Benim için ördüğün duvarların, bir başkası için kapıya dönüştüğünü gördüğüm gün içimde bir şey sessizce öldü. Bağırmadım. Kavga etmedim. Sadece sustum. Çünkü bazı gerçekler vardır, insanı öfkelendirmez… sadece soğutur. ❄️ O gün seni değil, sende kendime biçtiğim değeri gömdüm. Affetmek mi? Affetmek, hatayla olur. Sen hata yapmadın.
Kendine yetişebiliyor musun ?
Bazen insan, kendi hayatının seyircisi gibi hissediyor. Sanki sahnede biri var; konuşuyor, gülüyor, kararlar alıyor… ama o kişi tam olarak “sen” değilmiş gibi. Günler geçiyor, saatler doluyor, takvim yaprakları düşüyor. Ve sen, o akışın içinde bir yerde, kendine yetişmeye çalışıyorsun. Hiç düşündün mü, en son ne zaman gerçekten durup kendini dinledin? Gürültüsüz, beklentisiz, kimseye bir şey kanıtlama ihtiyacı hissetmeden… Sadece kendinle kaldığın bir an. Çoğumuzun cevabı biraz gecikmeli geliyor bu soruya. Çünkü hayat, durmayı pek sevmiyor. Sürekli bir yerlere yetişmemiz gerekiyormuş gibi hissettiriyor bize. Oysa bazı şeyler aceleye gelmez. Bir insanı anlamak mesela… ya da bir duyguyu sindirmek. Kırılmak, toparlanmak, affetmek… Bunların hepsi zaman ister. Ama biz, çoğu zaman hızla iyileşmek zorundaymışız gibi davranıyoruz. Yara daha kapanmadan “iyiyim” diyoruz. Belki de en çok bu yüzden, içimizde yarım kalmış cümleler birikiyor. Herkesin içinde sessiz bir oda vardır. Kimsenin bilmediği, kimsenin girmediği… Orada sakladığımız korkular, söyleyemediğimiz sözler, vazgeçmek zorunda kaldığımız hayaller durur. Ve bazen, o odaya girip kapıyı kapatmak gerekir. Kaçmak için değil; anlamak için. Çünkü insan, en çok kendinden kaçarken yorulur. Belki de hayatın en büyük cesareti, dış dünyaya karşı güçlü görünmek değil; kendi iç dünyana dürüst olabilmektir. “Ben aslında böyle hissetmiyorum” diyebilmek… “Bu beni incitti” diyebilmek… Ya da daha basiti, “Bilmiyorum” diyebilmek. Garip bir şekilde, en çok da bu üç kelime korkutur insanı: bilmiyorum. Oysa bilmemek, bir son değil; bir başlangıçtır. Yeni bir yolun, yeni bir düşüncenin, belki de yeni bir “sen”in başlangıcı. Hayat dediğimiz şey, büyük anlardan çok küçük fark edişlerden oluşuyor aslında. Bir cümlenin ortasında durup
Reklam