Hayat, dışarıda olan bitenden çok, içeride nasıl yankılandığıyla ilgilidir. Aynı olay iki farklı insana dokunur; biri yıkılır, diğeri güçlenir. Çünkü mesele yaşanan değil, hissedilen ve anlamlandırılandır.
İnsan, çoğu zaman kendi hikâyesinin hem yazarı hem de en acımasız eleştirmenidir. Kendine söylediği sözler, başkalarının söylediklerinden daha derin iz bırakır. Bir insanın iç sesi sertse, dünya ne kadar yumuşak olursa olsun, yaşam hep biraz zor gelir. Ama o iç ses bir gün değişirse, en karmaşık yollar bile yürünebilir hâle gelir.
Kimse göründüğü kadar güçlü değildir. Ve kimse sandığı kadar yalnız da değildir. İnsanlar çoğu zaman en çok anlaşıldıkları yerde değil, en az anlaşılmayı bekledikleri yerde çözülürler. Çünkü insan, güveni hesaplayarak değil, hissederek verir.
En derin yaralar çoğu zaman yabancılardan değil, yakın hissedilenlerden gelir. Birinin hayatına girmek kolaydır; asıl mesele, orada nasıl kaldığındır. İnsan, sevildiği kadar değil; değer gördüğü kadar kalır. Ve bazen bir eksik ilgi, en büyük vedaların başlangıcı olur.
İnsan değişir. Hem de sandığından çok daha fazla. Bir gün “asla” dediği şeyin içinde bulur kendini, ya da “dayanamam” dediği acının içinden geçip yine de yürümeye devam eder. Çünkü insan, kırıldığı yerden zayıflamaz her zaman; bazen tam da oradan güçlenir.
Kimseye yetişmek zorunda değilsin.
Hayat bir yarış değil, bir yolculuk.
Kimi hızlı gider, kimi durarak öğrenir. Ama herkesin yolu kendine özgüdür.