Düşmanlık duygularını çok iyi kamufle edilmesini sağlayan bir dışavurum şekli de, toplumsallık duygusunun tüm yükümlülüğünü bir kenara iterek ihmal sonucu bir insana ya da bir nesneye zarar veren eylemlerdir.
İşi bireysel açıdan ele alırsak, hasetlik duygusunu kendilerinde barındıran çocuklara özsaygılarını yüceltecek alanlar bulmak zorundayız. Ulusların yaşamında ise izleyebileceğimiz hemen hemen tek çıkar yol, kendilerini ikinci plana itilmiş sayan ve başka ulusların refah düzeylerinin nasıl yükseldiğini hasetle izleyen uluslara boşta duran güçlerini geliştirebilecekleri etkinlik alanlarını göstermek ve bu alanları onlara hazırlamaktır.
Bir İtalyan kriminoloji profesörü şöyle demiştir:
“Bir insanın ideal davranışı belirli bir ölçüyü aşıp da, iyi kalpliliği ve insancıllığı göze batar bir boyut kazandı mı, durumdan kuşku duymanın yeridir.”
Artık eskisi gibi zaferden zafere koşamıyorsa bundan kendisi suçlu bulunamazdı. Derken davranışıyla, babasından gördüğü eğitimin kötülüğünü kanıtlayacak bir fırsat geçirmişti eline. Yani hem yargıç, hem davacı, hem de sanıktı; böyle bir konumu şimdi elden mi çıkaracaktı? Ne var ki, gözden kaçırdığı bir şey vardı, baba kendisinin istediği, yani elindeki kaldıraçtan yararlandığı sürece suçluydu.