Miri Kelâm

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 92.Ayet
"Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) sadaka vermedikçe asla 'iyi'ye (hayra, takvâya, Allah'ın rızasına) erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilen (ve onun mükâfatını veren)dir." [krş. 2/177] (Hasan-ı Basrî (ks.) der ki: "Bir kimse sevdiği (yanındaki) tek bir hurmayı bile Allah rızası için sadaka olarak verse, bu âyetteki 'birr/iyi'ye mazhar olur.")
Reklam
Âl-i İmrân Suresi 79. ayet
"Allah'ın kendisine Kitab, hüküm ve nübüvvet verdiği hiçbir kişinin kalkıp da insanlara: "Allah'ın dışında bana da kul olun." demesi[26] yakışmaz; ancak o kimse, "öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz Kitab'ın gerektirdiği gibi Rabbe bağlı kullar[27] olun." diyebilir." [26] Her peygamber yalnız Allah'a kul olmaya çağırmıştır. Fakat hıristiyanlar dinlerini tahrif ettiklerinden, peygamberlerini ilahlaştırmışlardır. [27] Veya "ihlâslı bilginler" olun. Bu ifadelerle yüce Allah, "Yalnız Allah'a ibadet edin; peygamberleri Allah yerine koymayın ve Peygamber'e ilahlık nispet etmeyin." buyurmaktadır. Hz.İsa'yı tanrı kabul etmişlerdi. Allahu Teâlâ da bunları onun dilinden reddettiğini ayetlerle bildirmiştir.[bk.5/116-117; 19/30-36]
Al-i İmran suresi 19.ayet
"Şüphe yok ki Allah katında (hak) din İslâm'dır.[9] Ancak kitap verilen (yahudi ve hıristiyan)lar, kendilerine ilim geldikten sonra, [10] aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerine karşı küfre saparsa, bilsinler ki Allah, hesabı çok çabuk görendir." [9] İslâm genel anlamda, Allah'a ve O'ndan gelenlere iman edip kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Müslüman ise yüce Allah'ın gönderdiğine ve Resûlü Muhammed'in (sas.) bildirdiğine içtenlikle inanıp teslim olandır. Bütün ilâhî dinler, tevhid ve Allah'a teslimiyet itibariyle aslında İslâm ise de, hepsinin aslî özelliği değişikliğe uğramıştır ve gerçekliği kalmamıştır. Bundan dolayı Hz. Muhammed'in (sas.) getirdiği İslâm, bütün dinlerin en mükemmeli ve Allahu Teâlâ'nın gönderdiği en son tevhid dinidir. İslâm, yalnız Allah ile kul arasında bir olay olmayıp sosyal ve hukukî esaslarıyla hem dünya hem de âhiret saadetini temin eden ve kaynağını Kur'an'dan alan ilâhî bir dindir; beşerin koyduğu sistemler dînî olmadığı gibi, Hıristiyanlıktaki kilise misali yalnız câmide îfâ edilen bir din de değildir. İslâm dîni, içine aldığı iman, ibadet, ahlâk, muâmelât ve ceza hükümleriyle bir bütündür. Bundan dolayı Kur'an hükümlerinden birini reddeden veya beğenmeyen kimse dinden çıkar (bk. 2/85; 3/32, 85; 4/167-168). Çünkü İslâm'ın esasları, tamamen Allah tarafından konulmuştur. Gerçekten iman edenler, o hükümlerle amel etmekle mükelleftir. Bir kimsenin; mü'min,fâsık, münafık, kâfir ve zalim gibi isimler alması da İslâm'ın hükümlerine karşı takındığı inanç, amel ve tavırlara göredir. Böylece İslâm, kişilerin kafalarındaki ikonlarla/putlarla beraber kabul edilen bir din olmayıp, hem menfaat ve mevkilere hem de heva ve heveslere uygun gelen yönleriyle alınarak uygulanan bir din de değildir. Bir müslüman da, müslüman
Âl-i İmrân Suresi 14.ayet
"Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılıp biriktirilmiş altın ve gümüşten ve (otlağa) salınmış (özel besili) atlardan; (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlardan ve ekinlerden yana nefsin istekleri, insanlara süslü (cazip) gösterildi. Bunlar (imtihan için verilen) dünya hayatının (geçici birer) nimetidir. Varılacak yerin en güzeli ise Allah'ın katındadır."[7] [7] İnsanlar, Allah'ın verdiği nimetlerden faydalanmalı, helalinden servet edinmeli, fakat onların kulu, kölesi olmamalıdır.
Salih amelde ilim, niyet, sabır ve ihlâsın bulunması lazımdır. Muaz b. Cebel (r.a)
Reklam