"Şüphe yok ki Allah katında (hak) din İslâm'dır.[9] Ancak kitap verilen (yahudi ve hıristiyan)lar, kendilerine ilim geldikten sonra, [10] aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerine karşı küfre saparsa, bilsinler ki Allah, hesabı çok çabuk görendir."
[9] İslâm genel anlamda, Allah'a ve O'ndan gelenlere iman edip kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Müslüman ise yüce Allah'ın gönderdiğine ve Resûlü Muhammed'in (sas.) bildirdiğine içtenlikle inanıp teslim olandır. Bütün ilâhî dinler, tevhid ve Allah'a teslimiyet itibariyle aslında İslâm ise de, hepsinin aslî özelliği değişikliğe uğramıştır ve gerçekliği kalmamıştır. Bundan dolayı Hz. Muhammed'in (sas.) getirdiği İslâm, bütün dinlerin en mükemmeli ve Allahu Teâlâ'nın gönderdiği en son tevhid dinidir. İslâm, yalnız Allah ile kul arasında bir olay olmayıp sosyal ve hukukî esaslarıyla hem dünya hem de âhiret saadetini temin eden ve kaynağını Kur'an'dan alan ilâhî bir dindir; beşerin koyduğu sistemler dînî olmadığı gibi, Hıristiyanlıktaki kilise misali yalnız câmide îfâ edilen bir din de değildir. İslâm dîni, içine aldığı iman, ibadet, ahlâk, muâmelât ve ceza hükümleriyle bir bütündür. Bundan dolayı Kur'an hükümlerinden birini reddeden veya beğenmeyen kimse dinden çıkar (bk. 2/85; 3/32, 85; 4/167-168). Çünkü İslâm'ın esasları, tamamen Allah tarafından konulmuştur. Gerçekten iman edenler, o hükümlerle amel etmekle mükelleftir. Bir kimsenin; mü'min,fâsık, münafık, kâfir ve zalim gibi isimler alması da İslâm'ın hükümlerine karşı takındığı inanç, amel ve tavırlara göredir. Böylece İslâm, kişilerin kafalarındaki ikonlarla/putlarla beraber kabul edilen bir din olmayıp, hem menfaat ve mevkilere hem de heva ve heveslere uygun gelen yönleriyle alınarak uygulanan bir din de değildir. Bir müslüman da, müslüman