"Ey (gerçeği düşünebilen tam) akıl sahipleri! Kısasta sizin için (umûmî) hayat vardır; olur ki sizler, (bu sayede keyfinize göre yaralama ve cinayetten) korunursunuz."
—Yüce Allah'ın; "Kısasta hayat vardır." ifadesi, insanlığın hayat hakkını korumak içindir. Kısas, bir ödeşmedir ki öldürme, kesme ve yaralama gibi suçlara karşı, suçluya misli olan cezanın/âdil olan karşılığının mahkemece verilmesi, ya da mirasçılarının fidyeye razı olmaları şekliyle olur. Şahsî suçlarda devletin suçluyu affetme yahut diyete razı etme veya diyeti reddetme yetkisi yoktur. Bundan dolayı artık öç ve kan dâvâları da önlenmiş olacaktır. Nitekim, İslâm öncesi, eski Türklerde de töreye göre kısas yapıldığından kan dâvâları yoktu. Çünkü ceza suça denkti. Ceza, suça denk olunca caydırıcı oluyordu. Bu sebeple, ölmeyi göze alamayan yaralama ve öldürmeyi de göze alamıyor; hem de Allah'tan korkuyordu. Çağdaş hukuk sistemleri bunu sağlayamamıştır.
"Allah'ın indirdiği Kitab'dan bir şeyi gizleyip de onu (elde edeceği dünyalık) birkaç paraya satanlar var ya... İşte onlar, (gizledikleri veya suskunluklarının karşılığında aldıkları ile) karınlarına ateşten başka bir şey doldurmayacaklar. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onları temize de çıkarmaz. Onlara acıklı bir azap vardır."
(Din adına çıkmış bazı kimseler, ilâhî vahyin doğruluğunu kabul etmekle beraber, zalimlerle el ele vererek ilâhî vahyi onların arzuları doğrultusunda yorumlayarak mü'minlerle mücadeleye girişirler. Böylece bunu dünyevî bir kazanca/ranta ve şöhrete dönüştürürler. Cezaları ise âyette belirtilmiştir.)
Toplumlarda göze çarpan anarşi ve ahlâk erozyonunun hepsi Kur'an kültür ve ahlâkından uzaklaşmanın, İslâm'ı kendi anlayışımıza göre yaşamamızın bir neticesidir.