"İsmail Enver. İsmail Enver. Evet işte, ismini bulduk. İsmail Enver. İsmail Enver ismi, çocuğa konulduğunda birden şimşekler çaktı, yıldırımlar düştü. Fırtınalara adeta bu ismi bütün Rumeli'nin, Makedonya'nın, Trabluskarp'ın, Sarıkamış'ın, Çanakkale'nin, Kütül'ün, Amel'inin, Hicaz'ın, Bilicya'nın, Türkistan'ın tepelerine duyurmak için oradan oraya esti. Ay, o gece ışıklı haliyle parılayıp Mehtap'a döndü. Zerellere can suyu geldi, rüzgar bekleyen değirmenlerin kanatları dönmeye başladı. Denizler çalkalandı, nehirler çağırıldadı. Kösler vuruldu, tuğlar dalgalandı, bozeleri atlar kişnedi. Kılıçlar kınından sürüldü, oklar yaya kondu, mermiler namluyu sürüldü. Nice yiğitler, nefesleri barut kokanlar, canına pazara çıkanlar, vatan için kurban olacaklar, hançerleri yırtılarak hep birden olunca sesleriyle, avazlarıyla çıktığı kadar divan yolundaki evin önünde toplanıp haykırıverdi sanki. İsmail Enver. Böylece kısa bir süre önce dünyaya gelen bebeğe İsmail Enver ismi konuldu. Ancak annesi daha şimdiden oğlu için kaygılanmaya başlanmıştı bile. Ya kurban olursa, vatanı için, bayrak için, millet için, din için. İçine çöken sıkıntıyı yine ümidini tutanarak aşmak istedi. Bunlar için kurban olacaksa olsun, nihayet rahatlamıştı."