Nietzsche’nin bir kitabını, Van Gogh’un bir tablosunu ya da Dostoyevski’nin sara nöbetlerinin inceliklerini saatlerce tartışabildiğimiz halde, bir deliyle çok kısa bir süre birlikte kaldığımızda dahi son derece tedirgin oluruz. Bir an bile yeter. Beklenmedik şeylerden korkarız. Delilerin, beklenmedik şeyler yapmaları beklenir.
aslında korkunun asıl kaynağı eylemin kendisinden ziyade, o eylemin tahmin edilemezliği, yani belirsizlik. toplumun “a-normal” diyerek nitelendirdiği bir zihinle karşılaştığımızda, bu belirsizlik hali katlanarak artıyor. bence bizi ürküten şey delilik değil, karşımızdakinin bir sonraki adımını kestirememenin yarattığı o tekinsiz boşluk.