Insan diyorum zaman zaman kaçmalı. Rutine bağlanan
günlerden, gecelerden, günlük telaşlardan, bilhassa
kendinden.. Uzaklaşmalı, durup düşünmeli güzel
günlere inancını yitirmeden. Küçük kaçışlar yapmalı
bazen. Doğaya, denize en çok da kendi içine. Neresi
olduğu mühim değil. Bir dağ, bir bağ veya ormanda
bir kulübeye. Küçük şeylerdir aslında insanı iyileştiren.
Yeniden yeşerttiği dallarını kirmadan, bazen bir
kelimenin açtığı yaralarıin verdiği acyı hüznüi geride
birakarak. Dönmemeli mesela arkasında biraktıklarina,
kendini bir göl kenarında tamir etmeden.. Mesele
birikmeden, yığılmadan üst üste taş duvar gibi bütün
kirginliklar, en az hasarla iyileşebilmekte. Ruhu
yaralamadan yaşamakta. En zoruda bu zaten hayatta
bunca aymazlıiğın içinde sağlam kalabilmek... Bir Ah!
Kendimi uzun uzun anlatmak
ve susmak arasında gidip geliyorum çoğu
zaman. Hiçbir zaman tam anlamıyla
hissettiklerimi anlatamayacağımi, anlatsam
bile anlaşılmayacağımı bildiğimden susmayı
tercih ediyorum. Hatta içimde biriktirdiklerimi
kendime bile anlatmiyorum. Yazıp yazıp
siliyorum hep, cümlelerimi toparlayamiyorum.
Bir şeyler yolunda değil biliyorum fakat inatla
her şey yolundaymış gibi davranıyorum. Bazen
düşüncelerim arasında kayboluyorum ve bazen
de düşünmekten kaçiyorum. Böyle nereye kadar
devam edecek diye sormuyorum artık kendime.
Çünkü cevabını bilmiyorum. Sadece bir köşeye
çekiliyor sessizce yolunda gitmeyen ne varsa bir an
önce son bulmasını bekliyorum.. Göğüs kafesim
ise patlayacak gibi. Sussam kalbimin feryadi
çökertiyor zihnimi. Hani uzun uzun konuşmak ile
susmak arasındayım ya , bu tüketiyor işte beni.
Yazilarım bile tükeniyor. Parmaklarımın arasındaki
kalem oynamıyor. Keşke tek susan dilim olsaydı
diyorum. Tek susan dilim olsaydı da en azından
kalemim içimin yangınını dökseydi satır satır. Kimse
okumasa bile yüreğim soğurdu, zihnim sakinleşirdi
belki..
#ruhumdakikalem