Simdi zafer şarkımı söyleyeyim. Yalnızlık için Tanrı'ya şükürler olsun. Beni yalnız bırakın. Bu varoluş peçesini, gece ve gündüz, gece boyunca ve gündüz boyunca en küçük bir solukla değişen bu bulutu savurup atayım. Burada oturduğum süre boyunca değişmekteydim. Göğün değiştiğini izledim. Bulutların yıldızları örttüğünü, sonra özgür bıraktığını, ardından yine örttüğünü gördüm. Şimdi artık değişmelerine bakmıyorum. Şimdi kimse beni görmüyor, ben de değişmiyorum artık. Göz baskısından, bedenin isteklerinden, yalanlar ve cümleler için duyulan tüm gereksinimlerden kurtaran yalnızlık için Tanrı'ya şükürler olsun.
Hayır! Kendimi toplayamıyordum; kendimi ko- paramıyordum; bir dakika önce beni hevesli, keyifli, kıskanç, sakingan kılmış olan şeylerin ve bir yığın başka şeyin suya düşmesini engellemeyi beceremiyordum. Kendimi o sonsuz uzaklara fırlatıp atma duygusundan, sefahatten, istemeden sele kapılıp gitmekten; orada, uzakta köprünün kemerlerinin altından, bir grup ağacın ya da denizdeki dalgalara dönüşen kabaran suyun üzerinde, denizkuşlarının kazıklara tünediği bir adanın etrafindan sessizce sürüklenmekten kendimi alamadım -kendimi bu sefahatten alamadım.
Arkadaslarimiz - ne kadar mesafeli, ne kadar sağır, ne kadar nadir ziyaret edilen ve kendilerine ilişkin ne kadar az şey bildiğimiz kişiler. Ben de arkadaşlarım için belirsiz ve bilinmeyenim; ara sıra görünen, çoğu zaman hiç görünmeyen bir hayalet. Yaşam hiç kuşkusuz, bir düştür. Alevimiz, birkaç gözde dans eden erişilemeyecek bir hedef, çok geçmeden uçup gidecek ve her şey sönüp bitecek. Arkadaşlarımı anımsadım.