Yakın, uzak birdir. İsterse bütününü birinin imdadına gönderir. Herşey ile herşeyi görebilir, seslerini işitebilir. Ve herşey ile herşeyi bilir, ve hâkezâ...
Aklın her şeyi ihata etmesi mümkün değil; çünkü aklın kendisi de ihata edilmeye çalışılan bütünün bir parçasıdır; peki bu parça, ait olduğu bütünü nasıl kuşatabilir?
Oysa öncesinde sınırlı araçsal aklın koyduğu kayıtlar altındaydım. Böylece ahlaki değerlerde büyük estetik bir haz alır hâle geldim. Hatta bunun da ötesinde bu tecrübe, imanımı "külfetli, meşakkatli, ağır gelen iman" olmaktan çıkartıp "sevgi dolu, haz veren, şevkli bir hafiflikle taşınan iman" katına yükseltti. Öyle ki, etrafımda tanık olduğum şeyleri imani sırlar taşıyan nesneler gibi görmeye başladım. Artık duyduğum sesler ki bu ister bir kuş cıvıltısı ister bir ağaç hışırtısı isterse bir ateş cızırtısı olsun, çekilen tespihler gibiydi. Hareket secde, sükûn ise huşu mesabesindeydi. Etrafımdaki her şey sanki kendisine mahsus lisanlarıyla imanlarını ifade ediyorlardı. Ben ise sanki melekût âleminde Allah'ın evlerine benzeyen bir evde ikamet etmeye başlamıştım.