Bir taraftan insan hakları gibi bir masal dünyası üretilirken, diğer taraftan da güçlü, zulmetmek zorunda olduğuna inanılan zalim bir dünya kuruluyor. Kendinden üstün bir otorite tanımıyor; bir çerçeve ahlakı, çerçeve tanımı yok, dolayısıyla yaptığı hiçbir şey onun nezdinde zulüm olarak tanımlanmıyor.
Mütevazı ve dengeli bir hayat yaşayan insanın simasına, hareketlerine o hayat, dinginlik, huzur siner. Kalbin hali vücuda hakim olur, inşallah öyle olur, vücut kalbe hakim olmasın. Kalpte sekinet varsa o bütün fiillerinize siner, önce nazarlarınızdan görünür, bakışlarınızda onu hissedersiniz.
Sadece aklın döllediği bir medeniyet atom bombası üretiyor ama kalbin, aklın dizginlerini tuttuğu bir medeniyet insanlığa bu ölçüde zarar verecek bir şeyi kabul etmiyor.
Bazen şifa olacak bir söz eğer Cenab-ı Hak onu murat etmişse hiç olmayacak biçimde koskoca kıtayı, denizleri aşarak olmadık bir yerde bir insanı bulabiliyor. Dolayısıyla hiçbir insandan, hiçbir şarttan, zamandan ümidi kesmemek lazım.
İnsan kendini aldatamıyor... Çoğu insan ikili bir şahsiyet yaşıyor gördüğüm kadarıyla. Bir kendi beni var, Yunus'un söylediği, bir de başka bir ben inşa ediyor.