Anlatmaya başlarsın. Birden, içinde bir duraklama duyarsın. ‘ Şey ’ engel olur sana: söyleme onu, der.
Her ‘ şey ’ i anlatma. Belki sözlerinin arasında, farkında olmadan beni ele verirsin.
Belki anlar: insan bu, bilinmez.
Sen gene dikkat et; her ‘şey’ i ayrıntılı anlatma o kadar.
Bütün ‘şey’ ayrıntılarda değil midir zaten?
Ayrıntılarda ele vermez mi insan kendini? Başkalarına anlatamadıklarınla beslenir, varlığını sürdürür heralde.
Başkalarından sakladıklarınla gelişir. Fakat, her zaman güvenebilirsin ona. Yalnız kaldığın, yalnız ve çaresiz bırakıldığın zaman, karşındakine her şeyini verdiğini ve tükettiğini sandığın zaman ( karşındaki her şeyini alıp kaçmışsa) hemen yardıma gelir: biraz daha dayan, merak etme ben yanındayım, der. Üzülme, der; her şeyini kaybetmedin: ben varım.
Belli etme zayıflığını; bunu da atlatırız.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“ Başkaları da bir çok şeyler saklarlar insanlardan: gene de bir şey kalmaz kendilerine.
Bu ‘ şey ’ öyle değildi.
Anlatılsaydı değeri kalmazdı ki. Bu nedenle anlatılamazdı. İnsan uzun uzun anlatsa, ‘onun’ kendine güven verdiğini söylese, merak ederler belki.
Fakat görünce bir ‘şey’e benzetemezler muhakkak.
Bu muydu, derler o ‘şey’. Verdiğiyle kalır insan.
Ezer, buruşturur, yere atarlar. Bazı ukalalar da Latince isimler takarlar bu ‘şey’ e. Tarifler, benzetmeler...
Benim, Turgut Özben’ in öz benliği. Kelime oyunu yapıyorum, oyuna getiriyorum.
Kendimi ele vermiyorum. ”