Bazı şeylerin bizde eksik olduğunu çok sık duyumsuyoruz, eksikliğini duyduğumuz şey de çoğunlukla bir başkasında varmış gibi geliyor bize, sahip olduklarımızın yanı sıra yüceltilen bir parça gönül huzurunu bile ona layık görüyoruz. Böylece şanslı kişinin, yani bizim hayal ürünümüz olan kişinin hiçbir eksiği kalmıyor.
Ölümcül bir hastalıktan söz edersek, bana hak vereceksin; bu yüzden bir insanın fiziksel güçleri kısmen tükenir, onu kısmen çalışamayacak duruma getirir, yaşamının sıradan akışını yeniden tesis edecek şanslı bir dönüşümün olmaması yüzünden tekrar ayağa kalkamaz.
Şimdi dostum, bunu bir de düşünsel yönüyle ele alalım. İzlenimlerin üzerindeki etkisini, fikirlerin kendisinde oluşması bakımından, kendi sınırlı durumu içindeki bir insanı ele alalım, ta ki sonunda gittikçe büyüyen bir tutku, onun tüm sağlıklı düşünme yeteneğini elinden alıp mahvına neden olsun.
Huzurlu ve akıllı bir insanın talihsiz bir insanın durumunu kavraması, ona cesaret vermeye çalışması boşuna çaba! Bir hastanın başında duran sağlıklı birinin sahip olduğu fiziksel gücün birazını olsun ona geçirememesi gibi.
Yüce Tanrım! Onun yanında tek bir yeteneğimin bile işe yaramadığı oldu mu? Onun yanında geliştirebildiğim o muhteşem duyguyla, yüreğim doğayı kucaklamadı mı? Arkadaşlığımız, sonsuz bir çabanın ürünü, çok hassas duygularla küstahlığa varan bütün hallerin dâhi diye nitelenebileceği çok keskin zekânın bir buluşması değil miydi?