''Akıl sağlığı yerinde olmayan Tepedeki Ev, tepelerin karşısında tek başına yükseliyor ve karanlığı içinde tutuyordu. Seksen senedir böyleydi bu, bir seksen sene daha durabilirdi. Duvarları dimdik yükseliyordu, tuğlaları düzgünce yan yana dizilmişti, döşemeleri sağlamdı ve kapıları sağduyulu bir şekilde kapatılmıştı. Sessizlik, Tepedeki Ev’in tahtalarıyla taşlarının üstünde muntazaman uzanıyordu ve orada gezinen her ne ise tek başınaydı.''
Bulunması neredeyse imkansız olan bir tepe üzerine Hugh Crain tarafından yapılan bir malikanede korkunç olaylar ve trajediler yaşandıktan sonra terkedilmiştir. Kasaba halkı Tepedeki Ev'in lanetli olduğunu düşündüğünden asla yanına yaklaşmaz hatta ev hakkında konuşmaktan bile kaçınırlar. Dr. Montague, doğaüstü güçlerin varlığına dair bilimsel kanıtlar bulmak için Tepedeki Ev'i bir süreliğine kiralar ve paranormal olaylarla ilgili deneyim yaşamış birkaç kişiyi misafiri olarak davet eder. Davetine iki kişi olumlu yanıt verir Eleanor ve Theo. Ev sahibinin yeğeni olan Luke da dahil olunca 4 kişilik ekip Tepedeki Ev'de paranormal güçlerin varlığını kanıtlamak üzere yaşamaya başlarlar. Tepedeki Ev'in kasvetli havasına kapılmamak mümkün değil. Bir yanınız evden hemen uzaklaşmak isterken diğer yanınız evi daha çok tanımak istiyor.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ben sevdim gayet akıcıydı, Netflix'te aynı isimli bir dizisi de var fakat konu olarak benzedikleri söylenemez. Eğer bu kitabı severseniz 1999 yapımı The Haunting ve Stephen King uyarlaması olan Rose Red Konağı'nı izlemenizi tavsiye ederim kitabı konu olarak bu iki yapıma daha yakın buldum.
Şimdiden iyi okumalar ve iyi seyirler.
Korku, mantığın terkidir, mantıklı süreçlerden isteyerek feragat edilmesidir. Ya ona teslim oluruz ya da onunla mücadele ederiz, ama ikisinin ortası yoktur.
Doğaüstü olayların tehlikesi çağdaş zihinlerin en zayıf olduğu noktadan saldırmalarıdır; o yerde koruyucu batıl inanç zırhımızı çıkarmış, başka bir koruma yöntemini de benimsememiş oluruz.
...ama öyle uzun zamandır bekledim ki neşeyi hak ettim; hayatım boyunca mutluluğa isim koymanın onu sonlandırmak anlamına geldiğine inanmıştım, artık bu inancımdan vazgeçtim.