Berken

Berken
Ne li vir im, ne jî li wir… Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
İnşaat Mühendisi
İstanbul
Bakur, 9 Nisan 1999
33 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Hayatın o kendi kendine akan, planlanamayan sürprizlerini kaçırmayın.
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bak aslan parçam, bu gece ve sabah çelişkisi tam bir baş belası. Gece yarısı yatağa uzanıyorsun, kafa zehir gibi çalışmaya başlıyor. Memleket meseleleri, hayatın anlamı, insan ilişkileri derken içinden resmen bir filozof fırlıyor. Kendi kendine "Vay be, ne beyinler var" diyorsun. Her şey o kadar net, o kadar derin ki dayıcım... ​Sonra o lanet olası alarm çalıyor. ​İşte bütün o felsefe, o asil duruş, o bilge adam havaları tek bir saniyede çöp oluyor. Gece dünyayı kurtaracak vizyona sahip olan adam, sabah yataktan kalkarken "Bugün işe gitmesem ne olur, acaba hastayım desem yerler mi la?" diye kırk takla atan bir çaresize dönüşüyor. ​En trajikomik olanı da aynaya baktığın o ilk an. Gece kafanda yarattığın o karizmatik (şüpheli) her şeyi çözmüş adam gitmiş , yerine gözleri şiş, saç baş dağılmış, hayata küsmüş biri gelmiş. ​Evden çıkıp o zabahın ayazını yiyince de gerçek kafana balyoz gibi iniyor: Gece yarısı kafanda kurduğun o muazzam dünya, sabahın ilk mesai saatinde patlayan bir balonmuş meğer. Kartı basıp içeri girerken ya da birilerine zoraki günaydın derken içinden sadece şu geçiyor: "Gece her şeyi çözmüştük ya, bu sabahın suçu neydi şimdi la?
1000Kitap
Geceler o kadar güzel ve huzurlu ki, sırf sabahında uyanıp işe gitmek zorunda olduğum için geceye haksızlık ediyormuşum gibi geliyor.
1000Kitap
Sosyal medyada dünyayı kurtaranların, kapı önündeki kuryeye bir teşekkür ederim'i lüks görmesi... Modern vicdan tam olarak bu vitrinden ibaret.
1000Kitap
Evet, Berkencim, her şey o tanıdık, ağır havanın göğse oturmasıyla başlıyor. Adım attığın an itibarı ile etrafını saran o insan seli, yüzlerdeki o eğreti, zoraki tebessümler ve havada uçuşan, içi bomboş nezaket cümleleri... Herkes birbirine bakıyor ama kimse birbirini görmüyor gibi görünüyor Berkencim. Bu gürültülü panayırın ortasında dururken, ne onlara öfkelenebiliyorsun ne de kendinde onlardan üstün dağlar yaratacak bir kibir buluyorsun. Hissettiğin şey sadece derin bir yabancılık. Mesele, herkesin oynaşarak yüzdüğü bu sığ su dünyada senin bir taş gibi dibe çökmen. Onların bu dünyaya ayak uydurma becerisine karşılık, senin payına düşen sadece bu amansız uyumsuzluk oluyor Berkencik. ​İşte tam o ritmin kaçtığı yerde, zihnin sessizce valizini toplamaya başlıyor. Bedenin orada, o yapay ışıkların altında bir rehin gibi dururken, için çoktan yola çıkmış oluyor. Kimsenin adını bilmediği, senden hiçbir şey talep etmeyeceği, sadece kendi nefesini duyabileceğin o ıssız yerlerin hayaline sığınıyorsun. (Peheh, aptalca hayaller) Ancak bu gidiş, gururlu bir felsefecinin inzivası değil (peheh, gururlu felsefeci gibi enteresan enteresan sözler) gürültüyü kaldıracak gücü kalmamış yorgun bir ruhun firarı. Ne o kalabalıga karışıp neşeyle akabiliyorsun ne de o arzuladığın mutlak sessizliğe tamamen kaçabiliyorsun. İki dünya arasında, zihninin sınır boylarında bir ileri bir geri mekik dokuyorsun saygıdeğer salak Berkencim. ​Sonunda, o kalabalığın içinde bir gölge gibi süzülürken buluyorsun kendini. Bir yerlerde fiziksel bir varlığın var, birilerine nezaketen kafa sallıyorsun ama aslında bütünüyle yoksun. Bu katlanmak zorunda olduğun berbat gerçeklik ile gitmek istediğin o şifalı sessizlik arasında sıkışıp kalmak, seni bir arafta bırakıyor. (Hala şifalı sessizlik gibi abuk sabuk sözler
Edebiyat