Hele şehirde yürürken kaybolmak yok mu? O
kayboluşlar nice buluşlar vaat eder. Her bireyin şehirdeki yolculuğu benzersizdir, kişisel geçmişleri arzu ve niyetleri ile şekillenir. Şehri yaya gezmek, şehirle ilişki kurmak ve onunla konuşmaktır. Şehrin hikayesinin bir parçası olmak ve o hikayenin yazımına katkıda bulunmaktır. Yürümek bir şehri bize yakınlaştırır, onun canlılığının içine çeker ve bizi onun yaşayan bir parçası kılar. Böylece şehrin hafızasına katılır ve aynı zamanda onun karmaşıklığını daha iyi kavramış oluruz.
Yürümek bizi, şehri yalnızca fiziksel bir yapı olarak değil, insan hikâyeleri ve karşılaşmalarıyla şekillenmiş çok katmanlı bir kanaviçe olarak görmeye davet eder.
Bütün mesele insanın yaşadığı acı ve kederi, bir sanatçı gibi, daha anlamlı bir şeye dönüştürebilmesidir. Çünkü cesaret, tüm belirsizliği rağmen devam edebilmektir. Tedbirimizi aldıktan sonra tevekkül, sığınacağımız limanlardan birisidir.
Tevekkül, Allah hakkında hüsnüzan sahibi olmaktır. onun iyi bir varlık olduğu ve iyi murad ettiğine dair duyulan güvendir; bu şekilde onu işlerimizin vekili kılarız. Öte dünya inancının, acıların en büyük sevinçlerle teselli edileceğinin bilgisini de bu hale etkisi var...