Yazar, toplumdaki objektif olmayan yargılara dikkati çekmek istemiş bu romanıyla. Aslında kitabın belli bir konusu da yok. Ki zaten yazar böyle bir amaç gütmemiş. Fakat bir insanın önce kendine sonra hayata karşı bu denli yabancılaşabildiğine şahit olacaksınız. Kimi zaman ilk görüşte, kimi zamansa bize göre "yeterli" süre geçtikten ısınamadığımızı belirtiriz bir insan için. Peki nedir kriterler? Bazen suskun, bazense vurdumduymaz oluşu, bazen çok konuşması, bazen duygularını belli etmemesidir insanları ondan uzaklaştırmaya sebep gösterilen. "Duygu"nun tanımı nedir peki? Herkesçe aynı oranda ve aynı şekillerde hissedilen, hissedildiği aynı tepkilerle gösterilen midir duygular? Farklı görüşler, farklı düşünceler, farklı hisler, farklı davranışlar, farklı alışkanlıklar. Önemli olan bu kadar farklılığın arasından asıl olanı kavrayıp, meselenin özünü konuşabilmektir. Taraf tutmadan, yargılamadan, kestirip atmadan düşünebilmektir. "Ben olsam" la başlayan birçok cümle kurarız her gün. Gerçekten kendimizi bir başkasının yerine koymak bu kadar mı kolay? Düşünelim. "Ben olsam" diye başladığımız hayat bize ne kadar yakın? O hayatı tüm ayrıntılarıyla tanıyor muyuz? O yaşamın geçmişini de aydınlık ya da karanlık yönleriyle biliyor muyuz? Bizim "küçük" olarak tanımladığımız bir olayın, ondaki tesirinin farkında mıyız? Üzerine düşünüp tartışmaya değer bir kitap. İyi okumalar dilerim...