Razı olmak istiyorum demiştim Rabbime, hiçbir şeyde aşırı olmamam gerek demiştim. Olanda hayır vardır deyip yürüyorum. Bu belki güzel ve normal ama benim rabıtamda sorun çıkartıyor. Hayata karşı hevesimde, tevekkülümde, teslimiyetimde, muhabbetimde ki bunlar benim için çok önemli...
Ruhun sıkıntısı hep nefsinden midir? Buna cevabım evet. Çünkü "bir kez Allah dese aşk ile lisan, dökülür cümle günah misl-ü hazan." Yani bizde aşk yok efendim, nereye sarılsam avunamıyorum. Lakin lütfettikleriyle mutluyum; küçücük şeylere, bazen bir gökyüzüne, bazen bir yağmur damlasına, camideki çinilere, minareye, çocuklara, renkten renge bürünmüş yapraklara hayranım, gönlüme bahar doluyor...
Ama işte bazen yetmiyor. Bunun adı ne Şükürsüzlük mü, tamahkârlık mı, sahip olmadığına arzu mu? Bu yetmediği zamanda da içimdeki kötüleyen nefs hemen dalgalanmaya başlıyor. Önce geçmiş yaramı kaşıyor, halbuki unuttum diyorum, yaram iyileşiyor, her şeyle hayatla barış imzaladım, diyorum; hiç olmadığım kadar olgun ve huzurlu hissediyorum, diyorum... Sonra imtihan hemen başlıyor. Yine yalnızlığımı ve hüznümü yüzüme vuruyor, "İnsanlar yine gününü gün ediyor ama sen acı çekmeye devam ediyorsun, sınanmaya devam ediyorsun," diyor. Kalkıp silkelenip yeniden umutlanacakken hayata karşı, o, filizlerin üstüne basıyor geçmişi hatırlatarak ve geleceği de karanlık sandırarak...