Sevgili okurlar;
Bugün yazmış olduğum bir hikaye ile gelmek istedim buraya. Öncelikle bir kadın sustu diye dünya değişmedi ama biri daha susmamaya karar verdi. Bir annenin sustukları, bir kızın cümlelerine dönüşür mü?
Bu hikaye, sessizlikle büyüyen bir kızın artık susmamaya karar verdiği anın hikayesi, bu hikaye bastırılan, görmezden gelinen, "Sen anlamazsın."denilen kadınların isyanı. İki kadın, iki kuşak, tek acı...
Susturulanın ve artık susmayanın sesi.
İyi okumalar dilerim.
İKİ KADININ SESİ
"Sen anlamazsın." dedi öğretmeni. Zerina'nın sesi sınıfın ortasında asılı kaldı. Cevap vermedi kimse. O an, yıllar önce annesinin aynı cümleyi işittiği sessizliği duydu içinde. Eve dönerken kafasında tek bir cümle dönüyordu:
"Ben artık eğmeyeceğim başımı.”
Kapıyı açtığında annesini her zamanki gibi mutfakta buldu. Eski sandalyesinde, başı hafif eğik... Çocukken bu baş eğişi zayıflık sanmıştı. Şimdi ise altında saklı kalan binlerce "keşke"yi görebiliyordu.
Annesi sık sık "Sen de çok konuşuyorsun,” derdi. Oysa Zerina artık biliyordu: Onun konuşmaları bir savunmadan fazlasıydı. Susturulmuş kadınlara, bastırılmış kuşaklara, "kadın dediğin..." diye başlayan cümlelere bir vedaydı. O konuştukça iyileşiyor, konuştukça annesinin yutkunmalarını serbest bırakıyordu.
O gece, eski sandığın içinden çıkan sararmış bir mektup annesini geçmişe götürdü. Zaman yavaşladı. Gözleri mektupta ama zihni çok daha eski bir gecedeydi.
Genç bir kız oturuyordu evin salonunda. Gözleri dolu ama ağlamıyordu. Çünkü öğrenmişti, ağlamanın bile bedeli olur bazen.
Ben sustuğumu sandım bazen ama içimde biri hep konuşuyordu. Annemin boğazında düğümlenen her kelime, benim ağzımdan dökülüyordu bir bir. O kelimeler bazen öfkeydi, bazen hıçkırıklar arasında saklı kalan umut, bazen ise kırık