Bu konuklamada da başından beri belirsiz bir sıkıntı vardı hepsinin içinde. Hava boğucu derecede sıcaktı, durmadan su içtikleri hâlde bir türlü kanmak bilmiyorlardı. Kızıl hastalığına yakalanmış gibi kıpkırmızı, somurtkan bir ay yükseldi gökyüzünde. Yıldızlar da somurtuyorlardı. Bir gece öncesine göre sis daha koyu, enginler daha bulanıktı. Sanki doğa, karşılaşacağı acı bir olayın şimdiden üzüntüsünü çekiyor gibiydi.
Zaman o zaman. Zamana kötü diyorlar. Zamanın suçu yok. Gün görmüş, bun görmüş, çok çile çekmiş ana babalar: Zaman kötülerin elinde kaldı, bunalımlar ondan! diyor. İyiler zamanı kötülerin elinden almak için çırpınıyor, ama alamıyor. Öyle bir zaman.