Demokrasiyle şeriatı getirme girişiminin başarısız ve faydasız olduğu ortaya çıkmıştır. Nitekim Mısır, Cezayir, Tunus, Ürdün, Yemen gibi birçok yerde bazıları bu tiyatroyu oynadılar ve bilindiği gibi sonu hüsranla bitti. Daha ne zamana kadar kandırılacağız ?
Akıllı bir kimse görür ki bu bâtıl yol, İslâmî uyanışı kontrol altına almayı, yolundan ve asıl amacından saptırıp kuruntularla ve hayallerle avutmayı amaçlamaktadır.
Demokrasi sisteminin temeli, millet meclisleri vasıtasıyla zaten Allah’ın hakimiyetini tanımamak üzerine kuruludur. Bir kimse bu meclislere, Kitâb ve Sünnet’i otorite olarak sunmak için giriyorsa, demokratlar zaten bunları otorite olarak kabul etmemektedir; onlarca başvurulacak otorite çoğunluğun sözüdür. O halde bir şeyin otorite olarak kabul edilmediği bir yerde onu otorite (delil) olarak onlara nasıl sunabilirsin? Sen onlara şer’î delilleri ne kadar sunarsan sun, bu onlar için sadece senin bir görüşün olmaktan öte gitmeyecektir ve bu delillerin onlar için hiçbir kutsiyeti yoktur. Çünkü dedikleri gibi onlar, kaynağı halk olmayan bütün doğma (!) düşüncelerden kurtulmak istiyor ve bunların ilki de Kitâb ve Sünnettir.
Demokrasi, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ve “Kişisel özgürlüğü koruma” gibi sloganlar adı altında hevâ ve heveslere, pornografiye, içkiye, eğlence âlemlerine, müziğe, fıska, zinâya, sinemaya ve daha nice haramlara kanatlarını sonuna kadar açar.
Demokrasi, kapılarını sonuna kadar küfre ve zındıklığa açar; çünkü bu tâğûtî sistemin gölgesinde her bir topluluk, mezhep, ideoloji, fikir özgürlüğü ve başka görüşlere saygı duyma adı altında dalâlet ve sapkınlık propagandası yapan bir parti kurabilir. Buna rağmen nasıl olur da bazı cahillerin de dediği gibi “Demokrasi şûra ile uyuşur”, “Demokrasi Müslümanların bin yıldan fazla bir zamandır kaybettiği bir özelliktir” gibi sözler söylenebilir? Hatta bir İslâmî (!) parti, yaptığı açıklamalardan birinde şöyle demiştir: Demokrasi ve çoklu parti sistemi, toplumun ilerleyebilmesi için tek seçenektir!