İnsan, dünyayla kurduğu rabıtayı kendi ihtiyaçları üzerinden anlamlandırıp neyin lüzumlu, neyin lüzumsuz, neyin zarif, neyin kaba, neyin akıllıca, neyin aptalca olduğunu öyle saptıyordu. Oysa dünya elbette hiçbirimizin etrafında dönmüyordu.
Direksiyon başındakiler hedefe benden önce varacaklardı muhakkak. Ama benim gördüklerimi göremeyecek, düşünme fırsatı bulduklarımı düşünemeyecek, velhasıl süratlerinden başları dönerken hayatlarının direksiyonuna geçme kudretini edinemeyeceklerdi. Öte yandan uygar dünyada hayata tutunabilmek için lazım olan da buydu belki. Görmemek ve düşünmemek.
O gece, o korkunç gece, eğer dönseydi Kader, başka bir hayatım olur muydu acaba benim de? Yoksa bütün elbiseleri her koşulda aynı mı biçerdim sırf kumaşım bu diye?