Çocukluğunu sahici bir köke bağlayanlar, sonradan nereye giderlerse gitsinler, ev dendiğinde o ilk göbekbağına uzanıyorlar. Geceleri yıldızlara, gündüzleri atlaslara ihtiyacı yok onların, kaybolmuyorlar. Hayat boyu yollarını ararken, pusula niyetine başlangıç noktalarına, tohumlarının serpilip dünyaya yayıldığı o ilk mevkiye, evlerine bakıyorlar.
Gelgelelim bazı şeyler ancak ayyuka çıkarılarak yok edilecek kadar küçük, bazılarıysa dile getirilemeyecek, kursaktan geçemeyecek kadar büyük oluyor. Bazılarını konuşarak, bazılarını susarak ama hepsini anlayarak yaşadık biz Kader'le. Biz birbirimize inandık, gerisi hikaye.
Zihin, tedbirli dost, teyakkuzda düşman, her şeyi nasıl da sahibinin ihtiyacına göre usulca tanzim ediyor. Ona her yol mubah, yüzeyini bile isteye aşındırmış donuk ama pürüzsüz cam misali, her şeyi gösterdiği yalanının altına teminatsız gerçekler örüyor. En kullanışlı hatıraları arayıp buluyor, anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde yan yana diziyor, bulamadıklarını da esasa hizmet edecek mürekkeplerle yeni baştan yazıyor. Sonra işinin erbabı, kaçın kurası kurnaz esnaflar gibi geçiyor çın çın öten yazarkasanın başına; aklımızı sarsmayacak minicik bir fark karşılığında, eskisini alıp yenisini veriyor, eskisini alıp yenisini veriyor, eskisini alıp yenisini
Ama insanın kendine söylediği yalanların da bir miadı var. Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor. Ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.