Yaşadıklarım mı gerçekten bu kadar ağır, yoksa ben mi artık acıya dayanamaz hale geldim? Oysa çoğu zaman cevap ne tamamen dışarıdadır ne de tamamen insanın içinde. İnsan bir kere kırıldığında sadece o an acı çekmez; o kırık, sonraki her darbede yeniden sızlar. Zamanla yaşananlar üst üste yığılır, söylenmeyen sözler, yarım kalan umutlar ve içe atılan sessizlikler kalbin içinde görünmeyen bir ağırlık oluşturur. Dışarıdan bakıldığında hâlâ ayakta duran biri vardır belki, ama içinde yavaş yavaş çöken bir dünya da vardır. Ve insan bazen acıya dayanamıyor değildir; sadece uzun zamandır kimsenin görmediği bir savaşın içinde yorulmuştur. Çünkü en ağır yük, başkalarının bilmediği ama insanın her gün kalbinde taşıdığı hikâyedir. 🖤
“Belki de ölüm isteği, ölmekten çok dinlenmek istemenin yanlış anlaşılmış bir biçimidir. İnsan bazen yok olmak istemez aslında; sadece içindeki gürültünün susmasını, kalbindeki ağırlığın biraz olsun hafiflemesini ister. Ama dünya bu yorgunluğu anlamaz; bu yüzden dinlenme arzusu, çoğu zaman ölüm düşüncesi gibi görünür.”