Bazen insan yorulmaz sadece… eksilir. Günbegün silinir içinden bir şeyler. Gücünden, umudundan, inancından… Ama en çok da sevgiden.
Ben öyle bir yorgunluğun içindeyim ki artık, ne uykuyla geçiyor ne sessizlikle. İçimde durmadan yankılanan bir boşluk var: Sevilmemişliğin, görülmemişliğin, dokunulmamış bir yaranın sesi bu.
Birileri hep yanımdaydı belki ama kimse gerçekten “benimle” olmadı. Dinlediler ama duymadılar. Baktılar ama görmediler. Sarıldılar ama hissetmediler.
Ve ben gitgide bir gölgeye dönüştüm onların gözünde. Varlığım alışkanlık, yokluğum fark edilmez bir eksiklik oldu.
Sevilmek… Öyle çok istemedim aslında. Birinin içini ısıtan bir sesle adımı söylemesini, "İyi ki varsın," demesini, sadece gözlerime bakıp "Seni anlıyorum" demesini... Çok muydu?
Belki de hep yanlış kalplere çarptı içimdeki sevgi. Belki de sevilmeyi hak ettiğime hiç inandırılmadım.
Şimdi yorgunum. Ne kalabalıklara karışasım var, ne kendime sarılasım.
Sadece biri çıksın istiyorum, içimi görsün, suskunluğumun anlamını bilsin. Sevgiyi hak etmek zorunda olduğuma beni bir daha inandırsın...
"Bir an, varlığımın öylesine geçici ve yabancı olduğunu fark ettim ki, dünya bana uzak, zaman ise bir sis gibi önümde kayboluyor. Her şeyin bir anlam arayışında olduğunu düşünürken, birden o anlamın benden kaçtığını ve kendi varlığımın içinde kaybolduğunu hissediyorum. İnsan, zamanın akışına kapıldıkça, geriye doğru bir adım atmak için tüm bu karmaşadan sıyrılmalı. Ama belki de bu sıyrılma, sonunda her şeyin bir yanılsama olduğunu kabul etmekten başka bir şey değildir."
"Zamanın akışı, her şeyin sessizce değiştiğini fısıldar; bazı yollar kapanır, bazı izler yavaşça silinir. Hayat, hak edenlere dair yeni ufuklar açmak için eskileri geride bırakmayı gerektirir. Ben de, farkında olunmadan, eski izlerin ağırlığını ardımda bırakıp, yalnızca değer verenlere ait yeni bir yol çizmeye karar verdim. Sessiz bir vedayla, artık hayatımda yer almayanların anısı, belki bir gün soluk bir hatıra olarak kalır."