Cahit Sıtkı Tarancı’nın Haydi Abbas Vakit Tamam şiirinin hikâyesi de hayli ilginçtir. Şairin kendisinin anlattığı hikâyeye göre Tarancı’nın lisede yatılı okuduğu yıllarda herkes akşam dışarı çıkıp sevgilileriyle buluşurmuş. Ancak kendisinin bir sevgilisi yokmuş. Okula geri döndüğünde “Sen neler yaptın” sataşmalarından sıkılan Tarancı bir gün okula dönerken yolda yere düşmüş güzel bir kızın fotoğrafına rast gelmiş. Fotoğrafı almış, sonra kendi kendine bir kadının ağzından bir mektup yazıp bu fotoğrafla beraber yollamış. Daha sonra yatakhanede “kendine gelen” bu mektubu yüksek sesle okumuş. Bu mektup yazma işini her hafta sürdürüp havasını atarken bir yandan da bu kızın kim olduğunu araştıran Tarancı, sonunda cevabı bulmuş. Kız bir albayın kızıymış ve çoktan evlenip çocuk sahibi olmuş. Üzerinden yıllar geçse ve başka bir kadınla evlense de Tarancı kendi kendine yarattığı bu aşkı asla unutmamış. Cahit Sıtkı Tarancı
Ahmed Arif’in büyük bir aşkla sevdiği, ancak aşkına asla karşılık bulamadığı Leyla Erbil’e yazdığı güzel sözler ile dolu mektuplarının derlemesi olan Leylim Leylim kitabı kadar şiirlerinde de bu aşkın izlerine rastlamak mümkündür. Arif’in tek şiir kitabına da ismini veren Hasretinden Prangalar Eskittim bunun en iyi örneklerinden birisidir. Ömrünün büyük çoğunluğunu hapishanede geçiren Arif yine hapisteyken kâğıda döktüğü şiirinde Erbil’e “Seni, anlatabilmek seni / İyi çocuklara, kahramanlara / Seni anlatabilmek seni / Namussuza, halden bilmeze / Kahpe yalana” diye seslenir. Ahmed Arif
Sessiz Gemi şiirinin ölüm üzerine yazıldığı sanılsa da aslında kavuşulamayan bir aşk hikâyesini anlatır. Yahya Kemal Beyatlı ile öğrencisi Nazım Hikmet’in ressam annesi Celile Hanım’ın aşkı o dönemin en büyük aşklarından biridir. Öyle ki Celile Hanım bu aşk sebebiyle evliliğini dahi bitirmiştir. Artık ayyuka çıkan bu durum karşısında Nazım Hikmet hocasının cebine şu notu yazıp bırakır: “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.” Ancak bu da aşka engel olmaz. Celile Hanım’ı deliler gibi kıskansa da evliliğe yanaşmayan Beyatlı Ada vapuruna binip İstanbul’a dönen Celile Hanım’ın arkasından tüm çaresizliği ile “Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan” dizeleri ile başlayan şiirini yazar. Yahya Kemal Beyatlı
Nazım Hikmet’in Üç Şiir kitabındaki meşhur şiiri Ceviz Ağacı Cem Karaca’nın yorumuyla dillere pelesenk olmuş bir dönemin en güzel şarkılarından da biri aynı zamanda. “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda / Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” diye devam eden bu şiirin en çok anlatılan hikâyesi şöyledir: Nazım Hikmet, Gülhane Park’ındaki bir ceviz ağacının altında büyük aşkı Piraye ile buluşmak üzere sözleşmiştir. Buluşacakları gün ve saatte buluşma yerine gittiği sırada polislerin orada devriyeye çıktığını fark eden Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve can havliyle ceviz ağacına çıkar. Şair ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemeyen ve çaresiz kalan Hikmet bu şiiri de o zaman yazar. Nazım Hikmet Ran
Aşk şiirlerinin pek çoğu kavuşulamamış sevgililere adanmıştır. Bunlardan birisi de unutulmaz şair Cemal Süreya’nın kitabına ismini veren Üvercinka’dır. Bugün dilden dile dolanan Üvercinka şiiri yasak bir aşkın meyvesidir. Süreya, eşi Seniha Hanım hamileyken genç bir kızla tanışır ve aralarında bir aşk başlar. Genç kızın adı asla bilinmez ve bu hikâye gizemini her daim korur. Çünkü şair eşi ve çocuklarını tercih ederek bu aşkı noktalar. Bu aşktan geriye kalan ise “Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek / İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar / Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar / Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar” diye devam eden aşk sözleri olur. Cemal Süreya