"-öğle güneşinin kucağında iki yol uzanıyor geçmişe, geleceğe doğru: Mavi ve turuncu.
Turuncuyu seçsem deniz gücenecek, maviyi seçsem portakal ağaçları... Mutluluğun ikilemine düştü yolum. Artık yeni sorular üretmenin zamanıdır!
Bir tek şunu söyleyeyim sana, ki bilmem gerekir, bütün zaman kiplerini yitirdim ben. Bir kum saati var elimde. Bu doğru. Ama mızıkçılık edip sonuna kadar akmasını beklemeden ikide bir, aklıma estikçe onu ters çevirmediğimi kim söyleyebilir?
Sorular soruları doğuruyor, yorulduğumu, kendimi yine kendi bıçaklarımla deştigimi düşünüyorum. Bir tek düşmanı olmadan da yenilirmiş insan. Ama bundan kaçamam da artık. Aynalara diklemesine bakmak gibi bir huyum var. Bedenim acılar içinde kıvranırken, saplantı haline gelen o düşünceleri kovmak için ne çok savaş verdim. Tek umarı yine de düşünmekte buldum. Geceler boyu yüreğimle aklımın yaptığı savaşlara tarafsız bir tanık olarak katıldım. Hesaba kitaba vuracak değilim şimdi. İşte bu nedenlerle kendimi, şu anda karşında gördüğün, ya da bir yerlerden adını duyduğun, ki çoğunlukla yaşadığından bile habersiz bulunduğun varlığı genelleştirmekten öte bir şey gelmiyor elimden. Tek kişilik bir tartışmaya dönüştü yaşamım. Her şey benim içimde başlayıp bitiyor...
Kitapların altını çizerek okumak, bir tarlayı sürmek gibi bir şeydi o zamanlar. Ben altı çizili yerler sözcük sözcük yanarken sokaklara çıktım ve gökyüzünden yağmur yerine kavramlar dökülüyordu. Şimdi bütün tanımları yitirdiysem, suç kimde?
Kimse git demedi, kapılardan gözyaşlan kovdu beni...