Günsüzüm, gecesizim şimdi. Görünüm bir ala-
cakaranlık bile değil artık. Gökyüzü bir defter gibi
yapraklarını çevirip duruyor yalnızca. Küçük küçük
kimi dünyaların enlemleri urgan, boylamları bıçak
gibi. Kimse geçemiyor öteye. Yirmidört saatlerden
çalınmış sekiz saatlik iş günleri ...
Geniş bahçeli, bir tepenin yamacına kurulmuş
bir ev düşün. Düşündüm. Portakal, limon, dut ve
incir agaçlarının ardında kesik kesik ve mavi elişi
parçacıkları gibi yapıştırılmış bir deniz görüntüsü.
Gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı bu yerde
beynin ve yüreğin birbirlerine dolup boşaldıgını,
aralarında hep bir ırmak yatağının uzandığını dü-
şünmek. Kurumasın o yatak. Hiç değilse bu defter
boyunca. Sonra ne olacaksa olsun!
Peki sen çocuk?
Dünya hiç bir zaman gökyüzüne yansımayacak, artık hiç değilse bunu biliyorsun. Sesler gitmiş, bir tek yankıları kalmış geride. Bedeni olmayan seslerin çığlığa dönüşmeyi kurduğu yerlerde sen şarkı söylemek için bekliyorsun. Çocuk, yanılıyorsun.