Nilsu

Günsüzüm, gecesizim şimdi. Görünüm bir ala- cakaranlık bile değil artık. Gökyüzü bir defter gibi yapraklarını çevirip duruyor yalnızca. Küçük küçük kimi dünyaların enlemleri urgan, boylamları bıçak gibi. Kimse geçemiyor öteye. Yirmidört saatlerden çalınmış sekiz saatlik iş günleri ...
Reklam
Geniş bahçeli, bir tepenin yamacına kurulmuş bir ev düşün. Düşündüm. Portakal, limon, dut ve incir agaçlarının ardında kesik kesik ve mavi elişi parçacıkları gibi yapıştırılmış bir deniz görüntüsü. Gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı bu yerde beynin ve yüreğin birbirlerine dolup boşaldıgını, aralarında hep bir ırmak yatağının uzandığını dü- şünmek. Kurumasın o yatak. Hiç değilse bu defter boyunca. Sonra ne olacaksa olsun!
Peki sen çocuk? Dünya hiç bir zaman gökyüzüne yansımayacak, artık hiç değilse bunu biliyorsun. Sesler gitmiş, bir tek yankıları kalmış geride. Bedeni olmayan seslerin çığlığa dönüşmeyi kurduğu yerlerde sen şarkı söylemek için bekliyorsun. Çocuk, yanılıyorsun.
Bedeninden yayılan tütsüsü aşkın Çekiyor beni kendine, sarhoşum artık Gözlerinin burgacında tökezliyor dilim Bütün ışıklarım sen korkmayasın diye açık
Gülüşünü hiç eksiltme yüzünden Şimdi kalkar bir çay demlerim sana Sonra oturur tanımlamaya çalışırız Seninle ölümü de, hayatı da ...