Bu yüzden de Enrico Fermi'nin Samanyolu'ndaki Dünya dışı uygarlıklara dair meşhur retorik sorusuna -"Neredeler?"- bir cevabımız var: Hayvan safhasına hiç erişemediler. Yine de bu o kadar da kötü bir haber olmayabilir. Bize karşı duracak hiçbir uzaylı yoksa galaksi bizim demektir.
MS 4. yüzyıla yani Hunların Asya'dan çıkışına kadar, Batı üzengiyle tanışmamıştı. Üzengisiz bir atı sürmek bir savaş arabasında ayakta durmaktan çok daha rahatsızlık verici bir durum olmalı.
Yunuslar Delfi'deki Apollon tapınağıyla özdeşleştiriliyordu. Homeros'un İlyada'sında Apollon Turuvalıların başlıca ilahi destekçisiydi. Turuva'dan kurtulanlardan biri olan Francus, Fransız hanedanının kurucusuydu. "Yunus" aynı zamanda "dauphin" yani Fransız tahtının varisi anlamına geliyordu. O sıralarda Fransa Protestanlığı destekliyordu. Dolayısıyla bir Katolik için Yunus imgesi ihanet demekti.
"Biz yunusları büyüleyici bulabiliriz. Ama Galileo onlara karşı daha karışık hisler beslemiş olmalı."