Bir keresinde bir yazımın alt kısmına meşhur bir yazarın ismini belirttim. Ciddi bir beğeni aldım.
Sonra aslında şiirimde geçen bu ifadeyi kendi ismimle paylaştım. Bir kaç beğeni ve garip bir mesaj geldi;
"Bunu siz mi yazdınız"
Kelimelerin de yası vardır. Öyle gören gözler arasında podyumların pasını silen birkaç damladan bahsetmiyorum. Hıçkıra hıçkıra susulan ve yalnızca okunduğu vakit ortaya çıkan bir parça sesten bahsediyorum. Kapaklar arasında taşınan bir ağıt. Kusmak için beklenen her sabahın beyhude sonuçlandığı bir ağıt.
Ne yaparsan yap, içinden çıkamadığın bir ağıt.
Bulamam bunca sözün arasında sığınacak bir liman, sisli günlerde ümit tazelenmez içimde
- dağılsa ne çıkar derim,
,,
Gün görmeyen gri kalabalıklar sindirmek isterler her türlü muştuyu içimizde. Çünkü,
taklidi bir lütuf ele verir onları. Bir karnaval, söz cümbüşü tekerlemeler ışığında kurulur.
Kendi aidiyetinden şüphe etmez hiçbir lisan
Çünkü dimağinda lekeli bir izdir durur,
,,
Çoktan söylendi kuru bir dal üzerinde şakıyan bülbülün sözleri. Artık gülün tek kelâmı belirmez şarkılarda. Konuşamaz kimse müjdelemedikçe Yakub'u hatta konuşmadıkça bir bebek kundakta,
,,